kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yazar:  Murathan Mungan Sayfa Sayısı:  582 Baskı Yılı:  2011 Yayın Evi: Metis yayınları Murathan Munganın 15 yılda yazdığı ...

Şairin Romanı Kitap Yorumu

Yazar: Murathan Mungan

Sayfa Sayısı: 582

Baskı Yılı: 2011

Yayın Evi: Metis yayınları

Şairin Romanı Kitap Yorumu

Murathan Munganın 15 yılda yazdığı şairin romanı kitabı resmen elimde süründü. Bu kitabın üstüne 2 kitap bitirdim. Hatta hamilelik dönemlerimde ise kendimi örgüye verip, hiç kitap dahi okumamışlığım oldu. Ne zaman ki bebeğim dünyaya gelip, onu sallama ve uyku nöbetleri tutmaya başladığım anlarda bu kitabı tekrar elime alıp, okumaya başladım. Ve nihayet bitirdim.
Aslına bakarsan roman öyle çok sıkıcı bir romanda değil. Hatta ilk 200 sayfasından sonrası merak uyandırıcı tarzda. Kitabın hemen hemen her sayfasında ise altı çizilecek cümle var. Ama yinede bir şekilde kitap elimde ilerlemedi. Bence bu kitabın elimde bu şekilde yavaş ilerlemesinin 3 nedeni olabilir.
1. Neden: Murathan Mungan bir şair olduğu için. Yazdığı bir roman dahi olsa kitapta şiir kokusu vardı. Bende şiir okumaktan fazla zevk duymayan bir insan olduğumdan olsa gerek...
2. Neden ise: Yazar bu kitabı 15 senede yazdığı için, okurken beni yordu. Çünkü gerçekten de kitabın her sayfasında öyle güzel cümleler var ki. Kafa yorup, yorumlaman için. Kitap öyle okunup, geçilecek tarzdan ziyade ince ince irdelenerek okunacak cinsten bir kitap...
3. neden: Kitapta çok fazla karakter var. Buda bir bölümden başka bölüme atlarken. O karakterleri akılda tutmakta zorlanıp. ''acaba bu hangi karakterdi?'' diyerek geri dönüp, o karakteri öğrenme hissi uyandırıyor...
İsterseniz şimdi de romanın konusundan biraz bahsedeyim...

Şairin Romanı Kitabının İçeriği

'' Elli yıl önce gönüllü sürgün olarak memleketinden denizlere açılmış bilge şair Bendag’ın 100 yaşına geldiğinde yurduna dönmesiyle başlayan romandaki gezegenin ismi Yerküre.

En büyük kara parçası sayılan Anakara’da –ki ben bunu kitabın hatırı sayılır bir kısmında her seferinde Ankara olarak okuyup daha sonra düzelttim- her yıl yalnızca bir kez Odragend’de gökyüzünde her birinin ayrı bir adı ve kısmeti olduğuna inanılan irili ufaklı on üç dolunayın birden olduğu “On Üç Dolunaylı Şenlikler”e katılmak üzere Odragend’e doğru yola çıkan birçok gezgin var. Bunlardan biri de yıllarca evinden hiç çıkmadan yalnızca kitaplarıyla yaşadıktan sonra kendisini yollara vuran şiir filozofu Moottah ve ikisi de ayrı ayrı ikiz kardeşlerinden ayrılıp kendisine katılan küçük çırakları Zeey ile Tagan.

Surlarında şiir bayrakları dalgalanan şehirler, birbirleriyle “en beğenilen” olabilmek için kıyasıya mücadele eden kimi insan öldürecek derecede kibirli ve bencil kimi son derece bilge şairler, şiir kahveleri, rüya terbiyecileri, sözlükçüler…

Tüm bunların yanında yalnızca şairleri öldüren bir katil ve bu katilin izini süren atlı polis Gamenn ile yardımcısı, Anakara’da gezip gördüğü her yeri vücuduna dövme olarak işleten Haritacı Kaa, romanın ölü ama belki de en canlı şairi Serhenas ve tabii dünyalar güzeli şiir okuyucu Zeheyra ile rüya tabircisi Ümma… ''

Şairin romanı kitabının her bölümünde farklı farklı renklerde ayrı kapak tasarımı kullanılmış. Bence çokta güzel olmuş. Yeni bir bölüme başlarken o kapak grafiğini görüp, inceliyor. Daha sonrada bölümü okumaya koyuluyorsun. Yukarıda da yazdığım gibi kitap bir solukta okunacak cinste akıcı değil. Ancak okumaya değer görülmeyecek türden değersizde değil. Hatta edebiyatı değeri çok yüksel olan değerli bir kitap... O sebepten şiir ve edebi eserler okumayı seven kişiler bence kesin okumalı...
Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Aylem Güngördü Sayfa Sayısı:  409 Baskı Yılı:  2016 Yayın Evi: Nemesis kitap Merhabalar arkadaşlar, bugün sizler...

Külkedisi'nin Zayıflama Hikayesi Kitap Yorumu

Yazar: Aylem Güngördü

Sayfa Sayısı: 409

Baskı Yılı: 2016

Yayın Evi: Nemesis kitap

Külkedisi'nin Zayıflama Hikayesi Kitap Yorumu



Merhabalar arkadaşlar, bugün sizlere genç bir yazarımızın kitabını paylaşmak istiyorum. Yazarımız henüz çiçeği burnunda bir yazar olduğu için; açıkçası kitaba başlamadan önce kaygılarım vardı. Ancak kitabı bir 5 sayfa okur okumaz. Tüm ön kaygılarını ve düşüncelerini bir kenara bırakıp, tamamen kitaba adepte oluyorsun. Sanki kitapta gizli bir el var ve seni kendine ve olayların tam ortasına çekip, bırakıyormuş gibi...


Külkedisi'nin zayıflama hikayesi kitabının konusu



Öykü Turan; namı değer külkedisi... Bir kadın dergisinde editör ve köşe yazarlığı yapıyor. Kadın dergisinde çalışıyor yazılınca hemen göz önümüze son derece havalı ve seksi bir kadın canlanıyor; ancak o tam tersi kilolu ve paçoz bir kızımız.

Şirekette sıfır beden ve seksi olan müdüre ile başı dertte iken, bir gün şirkete yurtdışında yaşayan padronu gelir. Ve Öykü o patron ile karşılaşır karşılaşmaz aşık olur. Patronun tavlamak için zayıflamaya karar veriyor ve birde erkek tavlama kitabı bulmak için bir kitapçıya gidiyor. Kitapçıın sahini olan Tolga ile de bu esnada tanışıyorlar. Tolgada son derece yakışıklı ve nazik biridir.

Hikaye bu şekilde başlıyor. Çok tatlı ve eğlenceli bir kitap okumak isteyenler bence bu kitabı hemen alıp okusunlar. Özellikle genç kızların bayılacağı cinsten konusu olan bir kitap.

Özellikle bu yaz sıcaklarında bir köşeye çekilip, soğuk limonata eşliğinde bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Zaten bu kitabı okuduktan sonra eminim bana teşekkür edeceksiniz. Bak teşekkür demişken, benimde Aylem Güngördü ile tanışmama vesile olan Seyhan'a bir teşekkürüm var. Buradan bir kez daha çok teşekkür ederim Seyhandan!...

Bu arada unutmadan yazarımızdan bir isteğim var. Kitabın devamı da varmış sanırım. Devamı çıkar çıkmaz İLK BANA GÖNDERMESİNİ İSTİYORUM. ;) lütfen lütfen lüftennnn! :D


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Ahmet Ümit Sayfa Sayısı:  261 Baskı Yılı:  1998 Yayın Evi:  Doğan kitap Ahmet Ümit'i ilk bab-ı esrar kitabın...

Kar Kokusu Kitap Yorumu

Yazar: Ahmet Ümit

Sayfa Sayısı: 261

Baskı Yılı: 1998

Yayın Evi: Doğan kitap

Kar Kokusu Kitap Yorumu


Ahmet Ümit'i ilk bab-ı esrar kitabını okuyarak tanımıştım. Yazarın bu kitabından sonra diğer kitaplarını da okumaya karar verdim. Araya bazı kitaplar girdikten sonra karşıma bu seferde Ahmet Ümit'in kar kokusu kitabı çıktı. Bu kitap yazarın 2. kitabıymış O yüzden olsa gerek bab-ı esrar kitabı kadar etkileyici vede sürükleyici değildi. Hatta ilk sayfalarda okurken bir siyaset kitabı diye düşünüp, okumayı bırakmayı dahi düşünmüştüm. Ancak yazarın kalemi o kadar sağlam ki bir siyaset kitabı dahi olsa, seni kendine bağlıyor.

Bende öyle ara ara her boş kaldığımda elime alarak, kitabı okumaya devam ettim. Kitap ortalara geldiğinde tüm olay ve karakterler kafanda canlandığı için, ufakta olsa bir merak duygusu uyandırıyor. Sonrada Moskova'lı ajanlar gibi sende 'acaba katil hangisi? Köstebek kimdi? Daha doğrusu bir köstebek var mı? Yoksa köstebek hikayesi sadece atılmış bir yem mi?' gibi soruların cevabını bulmak için kafa yoruyorsun...

Kar kokusu kitabının konusu:


Kitap ilk olarak Moskova'nın kara kış havasını sana anlatmak ile başlıyor. Bence Ahmet Ümit o kadar güzel betimleme yapmış ki; zaman zaman haziranın ortasında olmamıza rağmen, burnuma kar kokusu geliyor. O karın soğukluğu ve zor koşullarını, kurulduğun koltukta dahi hissediyorsun.

1980 darbesi sonrası ülkelerden gelen, diğer komünist öğrenciler ile birlikte eğitim gören TKP'li Türk öğrencilerden kod adı Mehmet olan öğrencinin öldürülmesi ile roman başlıyor.

Yukarıda da yazdığım gibi grupta bir köstebek var istihbaratı ile KGB ajanları tarafından küçük çaplı bir takip operasyonu başlıyor. Bu esnada o sınıftaki Türk öğrencilerden birinin ölümü üzerine, tüm Türk öğrencilerini tek tek sorgulamaya başlıyorlar, KGB ajanları...

Sorgu esnasında Tüm TKP'li öğrencilerin aslında kimse kimseyi gerçek kimliği ile tanımadığı ortaya çıkıyor. Bu yüzden öğrenciler dahi birbirlerinden şüpheleniyorlar.

İlk kitabı okumaya başladığınızda, her ne kadar bir siyaset kitabı diye düşünseniz de, kitabı okuyup bitirdikten sonra anlayacaksınız ki, kar kokusu kitabı bir siyaset kitabı değil; bir polisiye-gerilim kitabı...

Kitabın tek sevmediğim yönü ise, olayların çok yavaş işlemesi. Buda sanırım romanda çok fazla karakter olmasından kaynaklanıyor. Bu karakterlerin zaman zaman -romanın işleyişi açısından- önceki hayatlarına yer verdiği için olsa gerek.

Katil göz önünde gibi gözüküyor; ancak bu şekilde göz önünde düşünülen kişi asında katil değil. Tam zıttı hiç aklına gelmeyen kişiler katil olurya, genellikle polisiye-gerilim kitaplarında. Sende o yüzden hiç akla gelmeyen kişilerden şüphelenip: ''acaba katil bu mu?'' diye düşünüyorsun. Ancak yazar romandaki ajan karakterler gibi okurları da ters köşe yapıp, katilin gözümüzün önünde olan ve ben katilim diye intihar eden kişi olduğu ortaya çıkıyor.

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Dan Brown Çeviri:  Sezen Soner Sayfa Sayısı:  511 Baskı Yılı:  2005 Yayın Evi:  Altın kitaplar Dan Brown'ın k...

İhanet Noktası Kitap Yorumu

Yazar: Dan Brown

Çeviri: Sezen Soner

Sayfa Sayısı: 511

Baskı Yılı: 2005

Yayın Evi: Altın kitaplar

İhanet Noktası Kitap Yorumu

Dan Brown'ın kitaplarını okumak beni heyecanlandırıyor. En son okuduğum dijital kale ve davincinin şifresi kitaplarından sonra biraz ara verdim. Ne de olsa fazla Dan Brown tozu, bünyeye zarar verir diye düşünmüştüm. Doğru düşünmüşüm. Araya faklı yazar ve kitaplar girdikten sonra okuyunca; Dan Brown'ın kalemini tekrar hatırlamak gerekti. Ki buda kitap okurken, yine aynı şekilde heyecan ve merak duygularını hissetmemi sağladı.

Genellikle Dan Brown gibi bilim kurgu yazan yazarlar, kitabın giriş bölümünde okuyucuyu konuya ısıtmak için bilgiler verirler. Ama Dan Brown hiç öyle bilgi vermek ile uğraşmadan hemen ilk sayfalarda seni olayın içine atıyor. Önce bir afallıyorsun ''Neler oluyor, Kim hain, kim değil'' diye sorular kafanda dolanıyor. Kitabın ortasında olayları az buçuk tahmin ettiğin için biraz sıkıyor. Oda bazı karakterlere gereğinden fazla yer vermesinden kaynaklandığını düşünüyorum.
Daha ki kitabın son sayfalarına gelene kadar. Son sayfalarında tüm kafanızda kurduğunuz düşüncenin tepe taklak olduğunu asıl hainin; yine diğer kitaplarında da olduğu gibi burnumuzun dibinde, hiç kendisinden şüphe hissi uyandırmayan karakterin olduğu ortaya çıkıyor. Buda gerçekten de harika bir şey...

İhanet Noktası Kitabının İçeriği;

Klasik Amerika filmleri gibi uzayda yaşam olup, olmadığını anlatıyor. İtibarını kaybetmek üzere olan NASA'nın çok ilginç bir keşif yapmasıyla olaylar başlar. Bu keşif hem NASA'yı hem de başkanı, yaklaşan seçimlerden kurtaracaktır.

Bulunan şeyi araştırmak üzere bir kaç sivil bilim adamı da kutup bölgesine keşfi onaylamak için çağrılır. Bu çağrılan sivil kişiler arasında; Beyaz Saray gizli haber alma  görevli ve başkanın en güçlü rakibinin kızı olan Rachel Sexton'da vardır.  İlk başlarda uzayda yaşamın olduğu deliller ile ortada iken; aslında işin aslının bambaşka olduğu ortaya çıkar. Ancak bu işin aslının ortaya çıkmasını istemeyen esrarengiz bir kişi. Kurduğu ekip ile işin aslını çözen kişileri ortadan kaldırmak için saldırılar düzenler. Bu saldırıda kimler ölür? İşin aslı ortaya çıkar mı? Bu işte başkanında parmağı var mı? Gibi bir sürü sorunun cevabını bu kitapta bulacaksınız.

Kitap bence ismi ile özdeşmiş, gerçek bir ihanet noktası kitabı. Kitabı okurken, adeta bir aksiyon dizisi izliyormuş hissine kapılacaksınız. Zaman zaman heyecanlanırken, zaman zaman da olaylar çok yavaş ilerliyor diye kızacaksınız. Ancak hiç bir zaman kitabı yarım bırakmayı düşünemeyecek. Sonunda ne olduğunu merak ederek kitabı okuyacaksınız.

Monoton hayatınıza heyecan katmak isterseniz bu kitabı bence kesin okuyun!...

Hoşça kalın.


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar: Yankı Yazgan Sayfa Sayısı: 273 Baskı Yılı: 2008 Yayın Evi: Kapital Medya Hizmetleri Kalbinle düşün aklınla hisset kit...

Kalbinle Düşün Aklınla Hisset Kitap Yorumu

Yazar: Yankı Yazgan

Sayfa Sayısı: 273

Baskı Yılı:
2008

Yayın Evi: Kapital Medya Hizmetleri

Kalbinle Düşün Aklınla Hisset Kitap Yorumu


Kalbinle düşün aklınla hisset kitabının yazarı olan; Yankı Yazgan, çocuk ve ergen psikiyatrisi konusunda uzman biri. Bu alanda da yazmış olduğu kitaplar var. Onları da alıp, okumak gerekli.


İsterseniz şimdi de kalbinle düşün aklınla hisset kitabının içeri hakkında yazayım. Bu kitap, alışa gelmiş kişisel gelişim kitaplarından değil. Zaten kendi de kitabı için: ''Bu kitabı kişisel gelişim için reçeteler ve tavsiyeler aramak için aldıysanız. Hiç boşuna okumayın'' diyor.


Yankı hocanın kalemi çok güçlü ve espirektüel. Birde kitabındaki her konun özeti şeklinde çizdiği karikatürler var ki, sormayın gitsin. Bu karikatürler bütün bir yazının özeti şeklinde çizilmiş, eğlenceli çizimler. Öğrendiğime göre kitabında ki karikatürleri de kendisi çizmiş. Bence çok başarılı...
Kalbinle Düşün Aklınla Hisset Kitap Yorumu

Yankı Yazgan hoca kendi elinden çıkan çizgiler ve sözlerle, bize kendi çözümlerimizi bulmamız için yeni bakış açıları, küçük ip uçları sunuyor. Her konu sonunda da meraklı okura not diye küçük notları da var.

Bazı sayfalarında tanınmış yazarların kitaplarından alıntılarda yapıyor. Kitabında yer alan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Yaşadığım gibi' kitabından bir alıntısı:


''Memleketimizde 12 yıl oturup bize hayran giden ressam Leopold Levy bir gün bana şunu söylemişti: “Siz fert olarak, cemiyet olarak sayısız meziyeti bulunan bir milletsiniz. İçinizde biraz yaşayıp da sizi sevmemek imkansızdır. Yalnız acayip bir huyunuz var. Daima bir şey bekliyormuş gibi yaşıyorsunuz. Bir şey ki, size her şeyi toptan düzeltmek, değiştirmek imkanını verecek ve o olana kadar siz biraz da hayatınızın dışında yaşıyorsunuz. İşte tek anlamadığım tarafınız budur. Hayat yaşanmak içindir, beklemek için değil.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşadığım Gibi''
Kitap hakkında son olarak ağrı ile ilgili bir çalışmayı paylaşmak istiyorum: “Ağrının kontrolüne ilişkin bu deneyde, insanların ağrı algılarının yapısını anlamak maksadıyla ağrı verici bir madde enjeksiyonu çok yavaş yapılıyor. Birkaç dakika sonra enjekte edilen ağrı verici maddeye ağrı dindirici bir madde karıştırıldığı söyleniyor. Ama sadece söyleniyor. Ağrı kesici filan eklendiği yok, sadece basit bir tuzlu su çözeltisi ekleniyor. Ağrı kesici haberini almakla birlikte ağrısı dinen ya da azalan “çoğunluk”un o andaki beyin faaliyetini saptayan görüntülere bakıldığında, endorfin adı verilen vücudun kendi ağrı kesicilerinin salgısının arttığı apaçık gözleniyor. Ağrının dinmesini beklemek beynin ağrı dindiricilerini salgılatmaya yetebiliyor. Buna isterseniz kendi kendini kandırma deyin (tıpta plasebo etki deniyor) ama sonuçta ağrı diniyor.”

Kalbinle düşün aklınla hisset kitabı sizlere, hayata bakış açınızı farklı bir yönden bakmanızı sağlayacak cinsten bir kitap. Ayrıca Yankı Yazgan'ın birde bloğu var. Buradan ulaşabilirsiniz.
Hoşça kalın..
Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  John Steinbeck Çeviri:  Gülen Fındıklı Sayfa Sayısı:  480 Baskı Yılı:  2010 Yayın Evi:  Remzi Kitabevi Yazar, ga...

Gazap Üzümleri Kitap Yorumu

Yazar: John Steinbeck

Çeviri: Gülen Fındıklı

Sayfa Sayısı: 480

Baskı Yılı: 2010

Yayın Evi: Remzi Kitabevi

gazap üzümleri kitap yorumu, John Steinbeck kitapları,pulitzer ödüllü kitap, Nobel ödüllü yazar, Dünya klasiği kitabı, klasik kitap örneği

Yazar, gazap üzümlerini 1930 yılında ABD'de yaşanan büyük göçü kaleme almış. John Steinbeck Nobel ödüllü bir yazar. Gazap üzümleri eseri ise; Pulitzer ödülü kazanmış.  (bence bu ödülü kesinlikle hak ediyor.)

Kitap iki bölümde ilerliyor. Birinci bölüm; Amerika'nın ekonomik bunalım dönemindeki durumu, insanların çaresizliği ve yaşam savaşlarını anlatıyor. 
İkinci bölümde ise; Joad ailesinin zorunlu olarak yaptıkları göçü ve bu göçü yaparken geçirdikleri zorlukları, göçü gerçekleştirdikten sonra göç ettikleri şehirde ne beklerken\ne bulduklarını anlatıyor. 

Amerika'nın Oklahoma kendinden yaşayan kendi halindeki Joad ailesi; geçimlerini çiftçilikle sağlayan bir aile. İşleri iyice kötüye giden aile evlerinden ve topraklarından kovulurlar. Ailedeki üyeler baba, anne, büyük baba, büyük anne, amca, iki çocuk, bir evli kız ve eşi, 2 tanede delikanlı erkekten oluşuyor. Ve birde hapishanede adam öldürmekten yatan Tom Joad -şartlı tahliye ile çıkması sonucu- o da katılıyor. Ve son olarak göç yolculuğuna dahil edilen papaz ile birlikte; kırık, dökük, eski bir kamyon ile göç yolculuğuna çıkarlar.

Oklahama'dan Kaliforniya'ya göç ederken aksilikler ve zorluklar paçalarına yapışır. İlk önce büyük baba daha sonrada büyük anne yolculuk sırasında hayatlarını kaybederler. Daha sonra yolculuk esnasında iyice psikolojisi bozulan ailenin en büyük oğlu olan Noah'da aileden kaçar. 

Kaliforniya'ya göç ettiklerinde bir kampa yerleşirler. Buradaki polisler o kampta isyan çıkarıp, kamptaki insanları hapishaneye atmak ile uğraşırken; Tom polise karşı koyar. Ancak şartlı olarak tahliye edilen Tom'u korumak için papaz suçu üstüne alır. Böylece papaz da göz altına alınması ile yolculuktan zorunlu olarak ayrılmak zorunda kalır. Evli kızın eşi olan Conni'ye de eşine hiçbir şey demeden ortadan kaybolur. Böylece 12 kişi olarak çıktıkları yolda, sadece 8 kişi kalırlar.

Joad ailesi'nin; Kaliforniya da ki işleri hiç öyle hayal ettikleri gibi gitmez. İş bulmakta çok zorlanırlar. Buldukları işler ise karınları doyurmaya dahi yetecek ücrette olmayan işler olur. Bunun için bir kaç kamp ve şehir gezerler. Bu sırada yine bir haksızlığa dayanmayan Tom yine başını belaya sokması sonucu; oda mecburi olarak aileden ayrılmak zorunda kalır... gibi.

Gazap üzümleri kitabını okurken bizlere, sanki bir isyan çıkacakmış ve mutlu sonla bitecekmiş sinyali veriyor. Ancak kitap biranda hiç beklenmedik şekilde bitti. Bu durum benim için biraz hayal kırıklığı yaşama sebep oldu. Çünkü yolculuk esnasında ayrılan Noah ve Conni'ye ne oldu? Tom ne yaptı? Aile en sonda yaşadıkları zorlukların altından kalkabildiler mi? Gibi kafamda bir sürü soru cevapsız kaldı :(

İsterseniz şimdi de sizlere kitaptan altını çizdiğim bölümlerden bir kaçını buraya ekleyeyim de kitabın gidişatı hakkında bilginiz olsun:

''Ben bir kurt kadar cesurdum. Ama şimdi bir tilki gibi cesurum. İnsan bir ava çıktı mı, avcı olur, güçlü olur. Avcıyı kimse yenemez. Ama seni avladılar mı, iş değişir. İnsana bir şeyler olur. Artık eski gücün kalmaz, belki yine zorlu olursun ama, güçlü olamazsın.'' (sf:78)


''Çünkü her bomba, savaş ruhunun ölmediğinin kanıtıdır. Grevlerin kesildiği ama büyük patronların yaşadığı dönmelerden korkun. Çünkü ezilen her küçük grev ile doğru atılan adımın kanıtıdır. Şunuda unutmayın; insanoğlu bir kavram için savaşmadığı, uğrunda ölmediği zaman, felaket gelip çatmıştır, çünkü bu tek nitelik, insanoğlunun temelidir ve evrende belirleyicidir.'' (sf 156)

''Özlenen şey,akşamleyin bir su ve ateş üzerinde bir yemek bulmaktır.'' (sf:274)

 ''Üç yüz bin aç ve sefil; eğer bunlar kendilerinin ne kadar güçlü olduklarını anlarlarsa toprak onların olur ve dünyanın bütün gazları, silâhları bir araya gelse onları durduramaz.'' (sf:332)

John Steinbeck, gazap üzümleri çok güzel tasvirlemiş. Joad ailesi ve tanıştıkları kader yoldaşlarını öyle güzel anlatmış ki. Sanki o insanlar ete ve kemiğe bürünüp, karşımıza dikilmiş hissine kapılırsınız. O büyük buhran dönemindeki insan ilişkilerini ve gördükleri muameleri öyle güzel anlatmış ki, kitabı okurken zaman zaman derinlere dalıp, o insanları hayal eder. Sonrada halinize şükürler edersiniz...


Hoşça kalın.









Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Radi Fiş Çeviri:  Mazlum Beyhan Sayfa Sayısı:  286 Baskı Yılı:  2006 Yayın Evi:  Evrensel basım Radi Fiş 1944 yılından...

Bir Anadolu Hümanisti Mevlana Kitap yorumu ve Celaleddin Rumi'nin Hayatı

Yazar: Radi Fiş

Çeviri: Mazlum Beyhan

Sayfa Sayısı: 286

Baskı Yılı:
 2006

Yayın Evi: Evrensel basım


Bir Anadolu Hümanisti Mevlana Kitap yorumu

Radi Fiş 1944 yılından beri Türk edebiyatı ile uğraşan bir Rus yazarıdır. Bir Anadolu Hümanisti Mevlana kitabı, tam 20 yıllık bir çalışmanın sonunda ortaya çıkmış bir eserdir.

Ahmet Ümit'in Babb-ı Esrar kitabını okuduktan sonra Mevlana'nın hayatında ne kadar eksik olduğumu anladığım için bir biyografik roman olan Bir Anadolu Hümanisti Mevlana kitabını okumak istedim. Çünkü bir Konyalı olarak, en tanınmış unvanı olan ve halen günümüze kadar büyük-küçük herkesin sevgilisi olan Mevlana Celaleddin Rumi'nin hayatını öğrenmem gerekiyordu. Bu eser sayesinde öğrendim de....

Mevlana Celaleddin Rumi'nin çocukluğundan ölümüne kadar tüm hayatını en ince ayrıntısına kadar ele alınmış bir eser. Arada büyük düşünür; yazarın tabiri ile ozanımızın eseri olan mesneviden bazı dizelerde serpiştirmiş. Güzelde olmuş...

Rumi ismini nasıl aldı?

Mevlana Celalettin Rumi yaşamının büyük bir bölümünü Müslümanların Rum diyarı adını verdikleri küçük Asya'da geçirdiği için kendisine Rumi de denilirmiş.

İlk eşi ve oğulları kimdir?

Mevlana ilk evliliğini Belhli Gevher hatun ile yaptı. Gevher Hatun ile evlendiğin de daha 17 yaşında idi. Gevher hatun en sevdiği eşi idi.Gevher'e duyduğu aşk Celaleddin'in ruhunun dilini bağlayan bağları çözmüş, ona yürek dilinin ilk sözcüklerini öğretmiştir. Zaten o öldükten sonra resmen kanadı kopmuş hissine kapılmıştır. Gevher Hatun daha Konya'ya gelmeden Larende'deyken doğurduğu iki oğlu vardı. Bunlardan büyük olan 
Veled: Baba adını ona vermiş ilk oğludur. Veled mizaç olarak çok yumuşak huylu, babasının bir dediğini iki etmeyen, babasına sadık bir çocuktur. Evliliğini babasının Şems Tebrizden sonra en çok sevdiği dostu olan kuyumcu ustası Selahaddin'in kızı Fatıma ile yapmıştır
Alaeddin: ise yine Gevher hatundan olma ikici oğludur. Bu oğlunun ismini hasta kardeşinin ismini vermiştir. Alaeddin büyük oğlu Veled'in huyunun tam zıddıdır.  Ateşli, öfkeli, kinci, asi, baş kaldıran, babasının tasnif etmediği tüm huyları üzerinde barındıran bir çocuktur. Zaten Mevlana Celaleddin Rumi'de en çok bu oğlundan çekmiş ve en sonunda onu reddetmiştir.

Celaleddin Rumi'nin ikinci eşi ve bu eşinden olma kaç çocuğu vardır?

Celaleddin Rumi ilk eşi Gevher hatun öldükten sonra bir dul kadın olan Kira hatun ile evlendi. Güzel, uysal bir kadın olan Kira hatunun ilk kocadan olma oğlu Yahya'yı da Celaleddin Rumi kendinin oğlu olarak kabul etti. Kira hatunda biri kız ve biri erkek olmak üzere 2 çocuk doğurdu.
Ama bu eşini ilk eşi Gevher hatunla yaşadıkları aşkı yaşamadı. 
Celaleddin Rumi geceleri, insan boyundaki çıraların ışığında durmaksızın, babasının söyleşilerini ve Seyid'in öğütlerini okuyordu. Gündüzleri ise; İlahiyatla ilgili çeşitli sorunlar üzerinde düşünüyor ve Arap ozanı olan Muttannabi'nin şiirlerini okuyordu.

Şems-i Tebriz'i ile ilk nerede karşılaştı?

Konya'nın merkezine yakın Selçuklu palası, Milli Eğitin Bakanlığının İl Müdürlüğünün karşında; Merc el Bahreyn'dir. Yani ''iki denizin kavuştuğu yer''

'İster parlatılmış bir metal, ister durgun bir su yüzü olsun; ayna olmadı mı, insan kendi yüzünü göremez. Bir başka insan olmadı mı, insan kendini anlayamaz; insan ancak başka insanlar aracılığıyla kendini gerçekleştirir, kendini anlayabilir. Ama insan ayna değildir. İnsan hem ışık yayıcı, hemi de yansıtıcıdır. Aynı anda hem özen, hemde nesnedir.'

Şems Tebriz-i ile hiç ara vermeden 3 ay söyleşisi olmuş. Bu süre zarfında Celaleddin Rumi'yi tanıyan herkes onun değiştiğini; adeta Celaleddin ölmüş, onun yerine bir başkası doğmuş hissine kapılmışlardı.
Çünkü Celaleddin Şems'le karşılaştığından itibaren onsuz adım dahi atmıyor. Onun yüzünü görmedi mi, gözleri nursuz kalmış gibi oluyordu. Ondan ayrı kalmaya dayanamıyordu.Onun denizinde yaşayan bir balığa dönüşmüştü. 

Onun bu haline Konya alimleri, bilginleri, sufileri ve Mevlana'nın müridleri rahatsız olmaya başladılar. Şems bu durumu görünce aziz dostu Celalaeddin'in daha fazla yaralanmaması için 15 Şubat 1246 günü ansızın çekip gitti.


Şems'in gitmesi

Celaleddin, Şems'in gitmesi ile birlikte ne doğru düzgün yiyip, içiyor. Nede diğer insanlar ile sohbet ediyordu. Hindibahri kumaşından bir bir farece diktirmiş. Rengi eski İran'da yas rengi olan 'duhani' yani siyaha yakın mor renkte idi. Şekeraviz denilen, altı geniş, üstü dar bir sarık sarmıştı. Ayağına da tıp ki Şems gibi raks etmeye uygun yumuşak deriden yapılmış, çizmeler giymeye başladı.

Bir daha ne kürsüye, ne de camide minbere çıkmadı. Onun yerine sürekli şiir, müzik ve raks toplantıları yapmaya başladı. 

Şems'in geri dönmesi

Aradan tam bir yıl geçtikten sonra üstü başı perişan bir derviş; Şemsten bir mektup getirdi. Bu muştulu haberi alan Celaleddin üzerindeki çizme ile feracesini kalenderi dervişe verdi. 
Celaleddin hemen ertesi gün aynı dervişe; Şems'e vermesi için para pul ve mektubuna cevap yazıp, verdi.
Sonrada büyük oğlu Veled'i Şam'a gönderip, Şems'i getirmesini istedi. Veled aradı, taradı; ama Şems-i Şam da bulamadı. Onun yerine Halep'te buldu.
 Sonrada Şems ile konuşup, onu ikna edip Konya'ya getirdi. 8 Mayıs 1247 de.
Şems geri geldikten sonra yine eskisi gibi coşku dolu yaşam başladı. Her akşam, bütün gece süren sema alemleri düzenleniyordu.

Şems'in evliliği

Celaleddin Rumi'nin 16 yaşında ki evlatlığı Kimya ile evlendi. 
Kimya güzel bir kızdı. Onun asi ve ateşli oğlu Alaeddin 14 ünü doldurunca kendine almak istemişti. Ama Celaleddin  çok sevdiği evlatlığını hem de 3. karı olarak -kendi oğlu dahi olsa- Alaeddin gibi birine vermek istememiş. Onun yerine Şems Tebriz'e vermişti.

Kimya'nın ölümü

Kış başlarında kuyumcu ustası Selahaddin, öbür fütüvvet erleriyle birlikte Celaleddin ve Şemseddin'i bir sema alemine çağırdı. İki gün iki gece sürdü bu sema alemi.
Bu günlerde Şemseddin evde yokken Kimya gecelemek için Kira Hatun'un yanına gitti. 3. gün ocağı yakmak için evine gittiğinde; yatağın hemen yanına, yere bırakılmış bir tepsi gördü. Üstü örtülü olan bu tepside bir tepsi baklava ve börek vardı. Tepsinin hemen yanında da koca bir karpuz. 
Baklavayı gören Kimya Şemseddin'in ona sürpriz olarak gönderdiğini düşündü. Çünkü baklava Kimya'nın en sevdiği tatlıydı. Bu sevinç ile daha fazla dayanamayıp, hemen baklavanın hepsini yedi. Karpuzu Şemseddin'e bıraktı. Çünkü Şemseddin her sema dönüşü içinin hararetini karpuzla giderirdi. Ama o kadar baklavanın üstüne iyice susayan Kimya 'bir parçacık yesem bir şey olmaz' diyerek karpuzu da kesip, bir dilim yedi. 

Öğleden sonra eve gelen Şemseddin, Kimya'nın onu karşılamadığını görünce hemen hücreye girdi. O sırada karısının bacaklarını iyice karnına çekip, yatakta kıvrandığını gördü. Kıvranışlar sonunda da öldü.

Radi fiş bu kitapta Kimya'nın zehirlenerek öldüğünü yazmış; ama Ahmet Ümit ise bab-ı esrar kitabında Kimya'yı Şems kıskançlık sonucu boğarak öldürdüğü yazıyordu. Hangisi gerçek şimdilik bir fikrim yok? Gerçeği bilen varsa benimle de paylaşırsa çok sevinirim.

Şems'in ölümü

5 Aralık 1247 perşembe günü Şemseddin hücresinde yalnızken, akşam dışarıdan kendisine seslenildiğini duydu. Ve dışarı çıktı. Dışarı çıkınca Celaleddin'in oğlu Alaeddin de içinde olmak üzere 7 kişi tarafından hançerlenerek öldürülmüş. 
Veled sürekli uykusundan bağırarak uyanıyor, ağlamaya başlıyordu. Yıllar sonra yine bir gece Veled yine dehşetten inleyerek uyandı uykusundan.
Gündüz akıl edemediğimiz, yada aklımıza dahi getirmek istemediğimiz şeyleri gece akıl ederiz. Çünkü bilinçaltı, küçük bir takım işaretleri, belli belirsiz bir takım izleri, imaları, kinayeleri, tam algılanamayan uçuk bir takım duyumları birleştirerek çalışmasını uykuda da sürdürmektedir. 
Gördüğü düşün tesiri ile yanına en sadık 3 adamını da alıp, rüyasında gördüğü yere gidip, o kuyunun içine baktı. Ve o kuyudan Tebrizli Şemseddin'in cesedini buldu. Ve o cesedi kimseye göstermeden gömdü. Çünkü iyice yaşlanan babası biricik dostunun bir cinayete kurban gittiğini öğrenirse, o acıya daha fazla dayanamaz diye düşündü.

Kuyumcu ustası Selahaddin

Şemsedin'in ölümünü sezen Celaleddin bu sefer okuma yazma dahi bilmeyen Konya'lı kuyumcu ustası Selahaddin'in aynasında hem kendi yansısını, hem de Şems'in yansısını gördü. Ve bundan sonra 13 yıl hiç ayrılmadı. Halk yine Şems'e yaptığı gibi Selahaddin'e de baskı yaptılar. Ancak Selahaddin, Tebrizli Şemseddin gibi tek başına yalnız değildi. Onun arkasında koskocaman Konyalı zanaatkarlar vardı.

Zaten yaşlı olan Selahaddin iyice yaşlanması sonucu öldü. Bir dostunu daha kaybeden Celaleddin,, Selahaddin'i kaybettikten sonra tam 5 yıl sustu. 

Selahaddin den sonra Konya ahilerinin oğlu olan Hüsameddin ile birlikte söyleşti. Onun her sözünü ve şiirini Hüsameddin kaleme alarak Mevlanan'nın tek eseri olan ''mesnevi'yi'' yazdı.

Biliyorum bu kitap yorumu, öyle alışa gelmiş kitap yorumları gibi olmadı. Ancak benim gibi Mevlana Celaleddin Rumi'nin hayatına pek vakıf olmayan kişiler için bilgi verilmesi maksatlı yazdım. Tabi kitabı edinip, okursanız daha fazla bilgi sahibi olursunuz. Çünkü kitapta bundan daha fazlası mevcut. Ben bu postu daha fazla uzatmamak adına bazı konuları yüzeysel olarak aldım. Umarım bilgi almak isteyen kişilere faydası olur....


Hoşça kalın.









Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Adnan Gerger Sayfa Sayısı:  179 Baskı Yılı:  2013 Yayın Evi: Evrensel Basım Gazeteci Adnan Gerger'in eserlerin...

Yüzsüz Hayat Kitap Yorumu

Yazar: Adnan Gerger

Sayfa Sayısı: 179

Baskı Yılı: 2013

Yayın Evi: Evrensel Basım

Yüzsüz hayat kitabının konusu

Gazeteci Adnan Gerger'in eserlerinden biri olan yüzsüz hayat kitabını okudum. Kitabı okurken; sanki eski bir Türk filmi izliyormuş hissine kapıldım... Çünkü eski Türk filmlerinde de olduğu gibi zengin bir ağa kızı, fakir kahyanın oğlu arasındaki aşkı işliyor.

Yüzsüz hayat kitabının konusu

Adnan Gerger bu kitapta; bir aşk hikayesini ele alırken, başka bir aşk hikayesi olan yabancı uyruklu bir kadının; Devletin gizli işleri için kullanılmak üzere yetiştirilmiş bir adamın aşkını da ara ara yer vermiş. Kitabın içindeki bu bölümü de okudukça: ''acaba bu iki hikaye nasıl kesişecek?'' diye merakla beklerken. Hiç tahmin etmediğim bir şekilde birleşti. İsterseniz nasıl olduğunu şimdi buraya yazmayayım. Çünkü okumayıp, okumak isteyen kişiler olursa onlar için haksızlık olmasın. 

Kitaptaki ağa kızı olan Nare, doğduğu an annesini kaybetmiş, istenmeyen bir kız evladıdır. Nare töreye inat okuyan, doktor adayı olan bir bilgili kız olduğu için. Babasını ve törenin baskılarına sürekli cesur yüreklilikle karşı çıkıyor. Tabi bu çıkışları sonucu önce yüzünden; sonrada canından oluyor... Evet ufak bir tüyo olsun. Bu kitap alışık olduğumuz Türk filmleri aksine hüzünle, ölümle sonlanıyor...

Yüzsüz hayat kitabında kurgulanmış bir olay anlatımından ziyade; toplumuzda ki halen var olan töre anlayışını anlatan gerçek bir hikayeyi resmediyor. Kitapta Nare'nin çok güzel sözleri vardı. Şimdi buraya özellikle çok beğendiğim ve altını çizdiğim bir kaç sözünü eklemek istiyorum.

''Aşk ne kadar verirsen o kadar almaktır. Aşk, ne kadar kendini kendinden azaltırsan o kadar çoğalmaktır. Aşk, en yalnızlığında, en korunmasızlığında suçlanan bir alfabede her harfi umuda çevirmektir. Aşk, yaşamda var olmanın doğru orantısıdır. Aşk, bir insanın ömrüne sunduğu tüm sanatların en güzel toplamıdır''

''Baba bir insan bir kurşunla bir kere vurulur, bir kere ölür. Bir insan her gün kalbinden vurularak her gün ölür mü? Ben her gün öldüm. Her gün kalbimden vuruldum, öldüm yaşarken. Bunun ne demek olduğunu sen bilir misin, baba...''

Adnan Gerger'in yüzsüz hayat kitabındaki sade, yalın anlatım ve zekice kurulmuş kurmaca sayesinde sıkılmadan okunabilecek bir kitap türü. Eğer sizlerde kafa dağıtmak maksatlı kurgusu güçlü bir kitap okumak isterseniz. Yüzsüz hayat kitabı bir tercih olabilir.

Hoşça kalın.


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Ayşe Kulin Sayfa Sayısı:  510 Yayın Evi: Everest yayınları Füreya , Ayşe Kulin'in ilk okuduğum kitabı. Kitap çok...

Füreya Kitap Yorumu

Yazar: Ayşe Kulin

Sayfa Sayısı: 510

Yayın Evi: Everest yayınları

Füreya Kitap Yorumu

Füreya, Ayşe Kulin'in ilk okuduğum kitabı. Kitap çok yalın ve içten yazıldığı için bir otobiyografi olmasına rağmen sanki bir kurgu kitabı okuyormuş gibi heyecanlanarak okudum. Kitaptaki baş kahramanımız; ilk Türk kadın seramik sanatçısı olan Füreya Koral'ın hayatı anlatılıyor. Bu kitabı Füreya Koral'ın kızlığı ve yeğeni olan Sara'nın isteği üzerine kaleme alınmış bir kitap.

Füreya Osmanlı paşalarından biri olan Şakir paşa torunu. Çocukluk yıllarında Osmanlı dönemine, gençlik yıllarında ise Cumhuriyet döneminde yaşamış. Ancak Cumhuriyete geçişte hiç zorlanma olmadan hemen geçen bir Cumhuriyet kadını...

Kitaba ilk başlarken Füreya'nın hastahane yatağında yatarken hayatını düşünüp, sanki hayatı gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçiyormuş uyarlaması şekilde başlıyor. 
Hasta hanede yaşadığı olayları düşünüp, kendi yorumluyormuş şekilde başlayan kitap; ilk çocukluk yıllarından\ genç kızlığı ve ilk platonik aşkı olan Atatürk ile ilk nasıl karşılaştığından\ ilk evliliği ve o evliliğinde gördüğü şiddet ve bu şiddet sonucu çocuğunu düşürmesinden\ Daha sonra sırf Atatürk'e daha yakın olmak için babasının ve Atatürk'ün silah arkadaşı olan Kılıç Ali ile evliliğinden\ Hayatı boyunca mücadele ettiği verem hastalığı ve bu hastalık sonucu İtalya'nın sanatoryumdan yatmasına kadar bir sürü olayları bizlere eğrisi ve doğrusu ile anlatıyor....

Füreya hataları ve yanlışlarına rağmen iyi bir eğitim görmüş, becerisi ve dili olan ve varlıklı bir aileden gelme bir kızmış. İlk 14 yaşlarında tanıştığı Atatürk, onun için hatıra defterine: ''Füreya Hanım büyüdüğünüzde çalışın ve memlekete yararlı olunuz'' yazısını hayatı boyunca hatırlamış ve bu yazı onun için hayat felsefesi olmuş. 

Sanatoryum köşesinde tanıştığı seramiği hayatı boyunca evliliği ve hastalığını hiçe sayarak sarılmış. Bunun sonucu tabi bir sürü başarı ve ödüller almış bir seramik sanatçısı. Başarısı takdir edilen bir sanatçı olmasına rağmen, hiç bir şekilde tasvip etmediğim bir yaşam tarzı varmış. 
Onun yerine biran kendimi koymak istedim; ama hayali dahi olsa o hayatı yaşamak beni kastı. Bence bu Dünyada etrafında seni seven bir ailen olmadan elde edilen başarı, başarı sayılmaz!...

Hoşça kalın.









Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Banu Kopuz Sayfa Sayısı:  159 Baskı Yılı:  2016 Yayın Evi: Ahir Zaman Kitap kategorileri bölümümden de anlayacağınız...

Rabbim Çok Pişmanım Kitap Yorumu

Yazar: Banu Kopuz

Sayfa Sayısı: 159

Baskı Yılı: 2016

Yayın Evi: Ahir Zaman

Rabbim Çok Pişmanım Kitap Yorumu
Kitap kategorileri bölümümden de anlayacağınız üzere hemen hemene her tür kitap okumayı severim. Hatta farklı yazarların farklı kitaplarını okumak o yazarın düşüncesini ve hayata bakış açısını gördüğüm için ufkumu genişletir. Tabi bu durum, tüm yazarları onayladığım anlamına gelmiyor. Kimi yazarı onaylarken, kimi yazarı onaylamaz, hatta itiraz ettiğim anlar dahi olur.

Rabbim çok pişmanım kitabını, eşimin arkadaşı yazmış. Eşimde benim kitaplarla aramın iyi olduğunu bildiği için, arkadaşından benim için (imzalı) yeni çıkan kitabını almış. Kitabın ismi çok ilgimi çekti. Ve hemen okumaya koyuldum.

Rabbim çok pişmanım kitabın içeriği


Kitabın içeriği aslında bir çoğumuz bildiği; ancak uyguladığımız konuları içeriyor. Ki zaten sorunda bu. Bildiğimiz halde uygulamamak....

Kitapta aynen o şekilde 2016 yılının en büyük sorunu olan sanal alem üzerine bir sürü yazılar yazılmış. Birde anne ve babanın günün büyük bir bölümünde elinde telefon ve tablet gibi aletler ile sosyal hesaplarına takılırken; çocuklarına: ''Aman oğlum-kızım internete fazla takılma. Senin için derslerin daha önemli. Bu meret sigara gibi bir takılırsan bir daha yakanı kolay kolay kurtaramazsın'' diye nutuklar atmamamız gerektiğinin altı çizilmiş. Çokta doğru; ancak günümüz ebeveynleri herne kadar çok dikkat etse de bir şekilde çocuklarına ellerinde telefon ve tablet gibi aletlerle yakalanıyorlar. :(

Kitabın anlatım biçimi de çok yalın olduğu için çok kolay okunuldu. Bu kitabı okurken ''Hııım bak haklı ben .... şekilde davranıyorum. Bak bunu tamamen gözden kaçırmışım'' gibi cümle kurdurduğu anlar oluyor. Çünkü kitabın içindeki her konuyu ne kadar bilsekte; hatırlatılmak en güzeli...

Hani bazen insan en iyi bildiği yemeği uzun süredir yapmadığı için unutur. Ve o yemeğin başka bir arkadaşı veyahut televizyondan görünce hemen hatırlar ve tekrar o yemeği yapar ya! Aynen onun gibi unuttuğumuz bazı değerlerimizi bu kitap sayesinde hatırlayıp, tekrar hayatınıza sokmanız mümkün....

Rabbim çok pişmanım kitabını bence her ebeveyn daha doğrusu her Müslüman anne ve baba okumalı. Hatta okumakla kalmalı içindeki yazan bilgileri gündelik hayatında da uygulamalı....


Hoşça kalın.









Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar: Debbıe Macomber Çeviri: Ozan Aydın Sayfa Sayısı: 447 Baskı Yılı: 2015 Yayın Evi: Martı yayınları Debbıe Macomber ...

Bir yumak mutluluk kitap yorumu

Yazar: Debbıe Macomber

Çeviri: Ozan Aydın

Sayfa Sayısı: 447

Baskı Yılı:
2015

Yayın Evi: Martı yayınları

Bir yumak mutluluk kitap yorumu

Debbıe Macomber adlı yazarın ilk serisi olan küçük mucizeler kitabından sonra ikinci serisi olan; bir yumak mutluluk kitabını da okudum. Bu kitap tıp ki ilk serisi gibi yine bir örgü kursunda hayatları kesişen; tamamen birbirlerinden farklı yaşam tarzı olan kişilerin hayatlarının birleşme noktasını anlatıyor.


Kitapta yer alan yeni karakterler ve tarzları:

Lydia Hoffman; İlk serideki kitapta da bahsettiğim gibi yıllarca kanser hastalığı ile cebelleşen biri. En sonunda o hastalığın yakasından düştüğünü görünce yeni bir hayata atılmak için ''bir yumak mutluluk'' adında bir tuhafiyeci açar. Bu tuhafiyecide ara ara örgü kursları açıyor. İlk açtığı battahaniye örme kursundan sonra; bu seferde yuvarlak şişlerle örülen çorap örme kursu açar. Bu kursta tıp ki ilk açtığı kurs gibi birbirinden tamamen zıt karakterli 3 kişi katılır...

Elise; Tam bir kumarbaz olan kocasından boşanan ve bu yüzden kızını tek başına büyüten bir kadın. Emekli olduktan sonra birikimini kaptırması sonucu  kızının evinde damadı ve iki torunu ile birlikte yaşar. Kursa katıldığında da çok sinirli ve gergin olarak kursa başlar...

Bethanne; ise uzun yıllar aldatılmış, en sonunda kocası metresi ile evlenmek için onu boşamış. Bu kadında iki tane liseye giden bir kız ve oğlan annesi. Hayatına çocuklarının masraflarını ve kredi borçlarını ödemesi gerektiği için; para kazanarak devam ettirmek zorunda. Ancak kafası çok karışık ve çekingen olduğu için bir türlü iş bulamayan içine kapanık, öz güveni düşük bir kadın.... Kursa başlamak için bile kızı onun adına başvuru yapmış.

Courtney: Annesini kaybettikten sonra hayatı tepe taklak olan bir lise 3. sınıfa giden genç bir kız. Babası daha çok para kazanmak için evden uzaklara gidince mecburen anneannesinin  evinde yaşamak zorunda kalır. Bu kız zor günlerde kendini yemeğe verdiği için aşırı kilo almış, kendi ile barışık olmayan bir kız. Örgü kursuna anneannesi sırf sosyalleşsin diye ısrar ederek yazdırmış...

Bu 3 kadının isteyerek, yada zoraki olarak yazıldıkları kurs sayesinde hayatları değişir... Kitap sonunda sinirli olan kadının ne kadar sevecan ve mutlu olduğuna\ kendine güveni olmayan başka bir kadının ise çok başarılı bir iş kadını olduğuna\ Şişko ve kendi ile barışık olmayan bir genç kızın nasıl zayıflayıp, okulun kralı seçilen bir delikanlının daveti ile okulun kraliçesi rolünde bir partiye gitmesi gibi olayları göreceksiniz...
447 lik sayfa bir solukta okunup, bitecek tarzda bir kitap. Sizde kafanızı dağıtmak istediğiniz anlarda bu kitabı okuyun, tavsiye ederim...

Hoşça kalın.









Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Debbıe Macomber Çeviri:  Ozan Aydın Sayfa Sayısı:  447 Baskı Yılı:  2015 Yayın Evi: Martı yayınları Bazı kitapla...

Küçük mucizeler dükkanı kitabı yorumu

Yazar: Debbıe Macomber

Çeviri: Ozan Aydın

Sayfa Sayısı: 447

Baskı Yılı: 2015

Yayın Evi: Martı yayınları

Küçük mucizeler dükkanı kitabı yorumu

Bazı kitaplar vardır ki sıcak havalarda okunmak yerine soğuk havalarda okunmalı. Çünkü bu kitapları sıcacık evinde batta haniye içinde, buz gibi ellerini ve içini ısıtan; bir yudum dumanı üstünde tavşan kanı çay yudumlarken okunmalı. Küçük mucizeler dükkanı da o tarzda bir kitap. Ben bu kitabı her boş vaktimi kollayarak okudum. Her boş kaldığımda hemen kitap okuma köşeme geçip kitabın büyülü dünyasına daldım.

Debbıe Macomber'in ilk serisi olan küçük mücizeler dükkanı kitabında ki konular bize yabancı değil. Kitaptaki şahıslar günlük hayatımızda o insanlardan en az bir kişi ile karşılaşabileceğiz cinsten kişiler olduğu için. Kitaba hiç yabancı kalmıyorsun. Direk olarak kitabın konusuna kapılıyorsun. Kitap seni öyle bir alıyor ki. Kah suratın beş karış sinirli sinirli kitabı okurken. Kah ağzın kulaklarında sırıtırken kendini yakalarsın. Hatta zaman zaman göz pınarlarında yaşlar dahi oluşuyor.

Küçük mucizeler kitabının İçeriği:


Kitabın baş kahramanı olan:

 Lydia Hoffman; iki defa kansere yakalanıp, kanseri yenmiş bir kadın. Tabi bu süreç 16 yaşından 30 yaşına kadar sürmüş olduğu için. Yaşam ile ölüm çizgisi arasında sıkışmış kalmış bir kadın. Lydia bir gün hayatına yeni bir yön bulmak için bir yumak mutluluk adlı bir ip dükkanı açar. Ve bu dükkanda kurs vermeye karar verir. Bu kursa ise birbirleri ile tamamen ters karakter ve tarzda 3 kadın katılır. Kitapta her kadının kendi içinde yaşadıklarını ayrı ayrı bölümler halinde anlatıyor.

Carol; başarılı bir iş kadını olmasına rağmen çocuk sahibi olma tutkusu için işini bırakan ve bunun için eşiyle birlikte tedavi gören genç bir kadın.

Alix; hippi diye tanımlanabilecek görünümde bir kız olmasına rağmen, ruhunda her zaman saf ve küçük bir çocuğu barındıran, tek başına olduğu hayatta ayakta durmak için çabalayan genç bir bayan.


Jacgueline;
ise bu örgü dükkanının açtığı kursta işi olmayacak cinsten bir kadın. Zengin ve biraz da kendini beğenmiş. Öyle ki biricik oğlu Paul güneyli aksanı olan ve kendisinin aslında hiçte onaylamadığı biri ile evlendi diye içten içe deliren ama oğlunu kaybetmemek için susan bir kadın. Ama iyi bir babaanne olacağını göstermek için bu dükkanda torununa battaniye örüyor.

Debbıe macomber'in küçük mucizeler kitabının içinde umut var, aşk var, dostluk var, aile ilişkileri var, hayal var, tecrübe var, ders almak var, değişik karakterler ve haklı haksız olmasına bakmaksızın onları anlamak var, hoş görü var ve pek çok da hayat hikayesi var. Bu romanın kurgusunu da sevdim, güttüğü amacı da. Gerçek bir hayat hikayesinden başlamış olmasını da. Açıkçası serinin diğer kitaplarını da merak etmiyor değilim. En kısa zamanda inşallah diğer kitaplarını da okuyabilirim.

Hoşça kalın.








Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:   Veysel Akkaya Sayfa Sayısı:  291 Baskı Yılı:  2014 Yayın Evi: Erkam Yayınları Veysel Akkaya'nın Genç saha...

Genç Sahabiler Kitap Yorumu

Yazar: Veysel Akkaya

Sayfa Sayısı: 291

Baskı Yılı: 2014

Yayın Evi: Erkam Yayınları


Veysel Akkaya'nın Genç sahabiler kitabı akıcı dili ile o dönemde yaşayan genç sahabilerin Peygamber Efendimiz (sav) için yaptığı fedakarlıklarını anlatıyor. Bu sahabiler sırf inançları için çektiği işkence ve eziyetlere rağmen dinlerinden hiçbir şekilde vazgeçmediler. Hatta bazı genç sahabiler bu baskıyı en yakınları olan; anne, baba ve amcalarından gördüler. Ama buna rağmen tereddüt dahi etmeden Allah'a sığınıp, inandıkları davadan geri dönmediler.

Genç sahabiler kitabında yer alan, hemen hemen her sahabenin hayatı ve yaşayış tarzı çok dikkatimi çekti. Ve yaşadıkları zorluklar karşısında imanlarına hiçbir şekilde zarar vermeden korumalarına takdir ettim. Ve hemen gözümü günümüze çevirdim. Şimdilerde ise bırak genç, aklı beş karış havada müslümanları; olgun, aklı başı yerinde insanlar dahi en ufak zorlama ve işkenceye yada şan ve şöhrete hemen kanıp imanlarını zarar verirler. Ne kadar acı. Ama gerçek maalesef ki bu....

Bu kitabı bence genç, yaşlı. kadın ve erkek diye ayırt etmeden her Müslüman okumalı. 

Şimdi de size genç sahabi kitabındaki çok hoşuma giden bir bölümü paylaşmak istiyorum. Gerçi kitaptaki her bölüm hoşuma gitti. Ama bu bölümde Peygamber'imizin insanlar için söylediği güzel bir söz beni çok etkiledi.

Ebu Numan adında içki müptelası bir genç varmış. Bu genç içki içmesi yüzünden sürekli ceza ve ikazlar almasına rağmen içki içmeyi bir türlü bırakamamış. Onun bu durumunu gören Müslüman kişiler ona kızıp, lanet ve beddualar ediyormuş.

Günaha kapılmış bu gencin dışlanmasını Peygamberimiz hiç hoş karşılamadı. Hataya düşeni itmek kolaydı. Asıl marifet onu kötülükten kurtarmaya çalışmaktı. Bunun için Resullah (sav) şöyle buyurdu: ''Sakın Böyle demeyiniz ve kardeşiniz için şeytana yardımcı olmayınız. Bunun yerine şöyle deyiniz: Ey Rabbim, onu affeyle ve onu doğru yola göster.''

Peygamber Efendimiz, bir gencin günahtan nasıl kurtarılması gerektiğini gösteriyor. Onu yaptığı günahtan dolayı aşağılamıyor. Hak ettiği cezayı vermekle birlikle şahsiyetini incitmiyor, aksine ona dua ediyor. Onun yanında yer alıyor. Çünkü insana değil, yaptığı kötülüğe kızılır. İnsan Allah'ın yarattığı Şeref-i mahluk, varlıkların en üstünüdür. Taşlar içinde altın gibidir. Altın bir süre çamurda kalmış ise, onu alıp temizleyerek, layık olduğu yere koymak gerekir. 

İnsanı da düştüğü günah bataklığından çıkarıp, layık olduğu mertebeye kavuşturmak için merhametle yaklaşmak gerekir. Merhametle yaklaşanlara ne mutlu!...

Hoşça kalın.









Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:   Hikmet Anıl Öztekin Sayfa Sayısı:  221 Baskı Yılı:  2015 Yayın Evi:  Yakamoz Kitap Hikmet Anıl Öztekin'in...

Eyvallah Kitap Yorumu

Yazar: Hikmet Anıl Öztekin

Sayfa Sayısı: 221

Baskı Yılı: 2015

Yayın Evi: Yakamoz Kitap


Hikmet Anıl Öztekin'in son kitabı olan eyvallahı da okudum. Bu kitap diğer Elif gibi sevmek kitapları gibi gül kokulu değil; fesleğen kokulu bir kitap. Zaten yazarda kitapta sürekli fesleğene seslenmiş. Hatta bana göre biraz abartılı olmuş. Çünkü çoğu sayfalarda 'eyvallah' ve 'fesleğen' kelimelerini çok fazla kullandığı için; sanki kitapta bir tekrar söz konusuymuş hissine kaptırılıyor.

Eyvallah kelimesi aslında ne kadar dolu ve güzel anlamı olan bir kelime. Ama maalesef ki biz bayanlar olarak bu kelimeyi erkeklere kaptırmış bulunmaktayız. Toplum içinde sanki bir erkek kelimeymiş gibi algılandığı için bayanlar pek kullanmaz. Zaten kullansalar da başta hem cinsleri olmak üzere ters bakışlara maruz kalınır. 

Bu kitap ilk başlarda da zaten isminden dolayı çok ilgilimi çekti ve okumaya başladım. Kitap yazarın diğer kitapları gibi öyle şiir tarzından ziyade yazı cinsinde yazmış. Ama yinede şiir olayından tam uzaklaşamamış. O yüzden şiir ve yazı arası bir şey olmuş. Bazı bölümleri evet biraz sıktı. Ama genel olarak hayattan konuları işlediği için bir bakıma dertleşme kitabı gibi olmuş. Hatta bir bölüm resmen benim yarama tuz bastı.
''Ağlama Diyenler Yüzünden Hep
Ağlayabilecek kadar güzel bir kalbimiz varken; neden ağlamayız? Ağlamak insani bir duygu değil mi? Yoksa ağlamanın kötü bir şey olduğunu mu öğrettiler bize? Ağlamak kötü bir şey mi dediler?
Evet dediler. Ağlamanın ayıp bir şey olduğunu öğrettiler bize.''

 Yukarıdaki bölüm Eyvallah kitabından bir bölüm. bence çok doğru bir tespit. özellikle erkekler için söylenen ''erkekler ağlamaz'' gibi saçma sapan söz yüzünden bazen 9 yaşındaki küçük adamım duygusunu saklayıp, ağlamamaya çalışması beni çok üzüyor. Tamda bu problemimin üzerine bu yazıyı okumak bana çok iyi geldi. Hatta ailedeki diğer erkek fertlerine de bu bölümü okutup. Ağlamanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu ağlayabilen insanların kalbi güzel olduğu için ağlayabildiğini. Ağlamanın da en az gülmek kadar insani bir duygu olduğu anlattım. Sizce anlamışmılardır? Anlamış gibiydiler... Umarım anlamışlardır...

Bence bu tarz kitaplar herkesin kütüphanesinde olmalı. Çünkü ara ara dertlendiğiniz de ya da hava yağmurlu olduğu için içiniz bunaldığında hemen bu kitabı açıp, okuyun. O zaman yağmura ve dertlenize bakış açınız bambaşka olacak eminim...

Hoşça kalın.






Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Luke Rhınehart Çeviri:  Özlem Nihan Yeğengil Sayfa Sayısı:  447 Baskı Yılı:  2009 Yayın Evi:  Pegasus yayınları L...

Zar Adamın Peşinde Kitap Yorumu

Yazar: Luke Rhınehart

Çeviri: Özlem Nihan Yeğengil

Sayfa Sayısı: 447

Baskı Yılı: 2009

Yayın Evi: Pegasus yayınları

Zar Adamın Peşinde Kitap Yorumu

Luke Rhınehart'ın ilk kitabı olan zar adamı okuduktan sonra bu kitabı okumayı sürekli erteledim. Çünkü ilk kitabını yorumumda da yazdığım üzere; kitap benim pek hoşuma gitmemişti. Ancak her -yeni kitap okumak için- kitapları karıştırırken sürekli elime zar adamın peşinde kitabı geliyordu. O yüzden Luke Rhınehart'ın bu kitabı acaba nasıl? Diye bir merak vardı.

En sonunda içimdeki merak duygusunu bastıramayıp, kitabı okumaya başladım. İlk başlarda kitap beni bildiğin baydı. Onun için kitabı yarıda bırakıp. Elif gibi sevmek 1 ve Elif gibi sevmek 2 kitabını okudum. Sonra yine: Zar adamın peşinde kitabını kaldığım yerden okumaya başladım. Birde baktım ki 'ben bayağı bayağı bu kitapta kaybolan Luke'ı, tıp ki oğlu gibi merak etmeye başladım. Acaba öldü mü? Yoksa ölmedi de bir yerde saklanıyor mu?' diyerek.

Zar adamın peşinde kitap konusu

Kötü şöhretli psikiyatrist Luke Rhinehartın oğlu Larry Rhinehart kitap boyunca babasının izini sürmektedir. Zar Adam diye bilinen Luke yetmişli yılların bir kült kişiliği olarak Zar Yaşantısı adı altında anarşik bir dünyada yaşamaları için binlerce kişiye esin kaynağı olmuştur. Larry ise kendisi için istikrarlı ve normal bir hayat seçmiştir. Babasının varlığını tümden yok sayarak borsada yatırım analizleri yapmaktadır. Zengin patronunun kızıyla nişanlı ve zengin bir yaşam sürmektedir. Bir gün babasını arayan iki FBI ajanının iş yerine gelmesiyle tüm hayatı altüst olmuştur. Varlığıyla düzenini bozan babasını bulmaya karar verir ve bir yolculuğa çıkar.

Babasının kurduğu Luke Cumhuriyetine gittiğinde istemeye istemeye de olsa; zarı hayatına sokar. Ondan sonra tüm hayatı alt üst olur. Nişanlısından ayrılır. Nişanlısının kuzenine aşık olup, onunla bir ilişki yaşamaya başlar. Tabi tüm bu olaylar yaşarken bir yandan da babasını aramaktadır. Kitabın sonunda babasını buluyor. Ancak nasıl ne şekilde bulduğunu isterseniz okumak isteyenler için açıklamayayım da onlarda okuyup, öğrensinler. 

Hoşça kalın.








Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Bumerang - Yazarkafe

UYARI

Bu blogta yer alan tüm yazılar bana aittir. Söz konusu içerikler benim iznim olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, işlenemez, değiştirilemez veya başka internet sitelerinde ya da basılı veya görsel yayın yapan diğer mecralarda yayınlanamaz.
Blogger tarafından desteklenmektedir.