Can parem, evimin neşe deposu, kusmuklu prensesim bir ay daha büyüdü. Ve 2 aylık oldu!... Bugün tam tamına 66 günlük olan kızım artık beni...

Can parem, evimin neşe deposu, kusmuklu prensesim bir ay daha büyüdü. Ve 2 aylık oldu!...
Bugün tam tamına 66 günlük olan kızım artık beni görünce, beni tanıdığını bakış ve hareketleri ile değil agu, gugu... gibi sesler çıkarıp, kolları ve ayaklarını hızlı hızlı hareket ederek belli ediyor. Dün rutin 2 aylık kontrolünde kalça ultrason çektirdik. Çok şükür bir problem yoktu. Sürekli tıkanan burnu için okyanus suyu aldık. Kilosu 5.700 kg. boyu ise 58 cm. olmuş. Kızım biraz selvi boylu olacak sanırım.

Miray Su 2 Aylık

Ben yine 2 ayına girince hemen en basitinden bir konsept belirleyip, fotoğrafını çektim. 1 yaşına kadar bu şekilde her ay hemi fotoğrafını çekip, hemide bloğuma o ayın güncesini anlatan yazı yazmayı düşünüyorum. Bakalım sonuna kadar yazabilecek miyim, göreceğiz...

En sevdiği oyuncak. Burada paylaştığım örgü tavşan çıngırağı onu salladığımız zaman ağlıyorsa ağlamayı bırakıp, onu izleyerek gülüyor. Üstelik bıkmadan, usanmadan saatlerce o oyuncağa dalmışlığı dahi var. O oyuncağı örerken bu şekilde çok seveceğini hiç tahmin etmemiştim. Çok güzel bir duygu..
Kucağıma aldığım zaman yine her zaman ki gibi hemen üstüme kusuyor. Onun dışında boynunu artık uzun süre dik tutabiliyor. Yüz üstü yatınca da kafasını kaldırıyor. Ancak uzun tutamıyor hemen kafasını tekrar yan olarak yere bırakıyor. Birde bu hafta sürekli eli ağzında. 'Sanırım emzik istiyor' diye düşünüp, emzik verdim. Ancak bir iki sorup, hemen ağzından dili ile iterek emziği düşürüyor. Bu seferde ağzından düşmesin diye elimle tutunca da hemen midesi bulanıp, öğcüdü... Kızımın cildi hassas olduğu gibi midesi de hassas olacağa benziyor. Yanında yüksek ses ile konuşarak sevilmesinden hoşlanmıyor. İrkilip, hemen ağlıyor. Bende o şekilde seven kişileri (kendisi babası olur) 'Benim kızım narin, onu erkek çocuğu sever gibi sevme' diye uyarıyorum.
Babası demişken; babasının en favori çocuğu kızım oldu. Sanırım halk arasında bir söylenti olan; kız çocuğu babayı, oğlan çocuğu anayı sever sözünün gerçeklik payı var. Yada bizimki bu söze kendini kaptırıp, 'kızım beni daha çok sevecek' diye düşünüyor. Halbuki bilmiyor ki ben kızımı da hiç kaptırmaya niyetim yok. 😂

Bizim evde durumlar şimdilik bu şekilde tüm hayatımızı sanki Miray Su üzerine endekslenmiş gibi onun etrafında pervane şekilde yaşıyoruz, abileri de dahil. Özellikle Efe abisi sanki onu anlıyormuş gibi her fırsatta kulağına yaklaşıp: '' Kardeşim bak burası bizim mutfak, bak bu cici kuşumuz, o damlayı annen ağzına damlatınca tükür, kardeşim seni banyo yaptıracaklar hemen uyu yoksa yaptırırlar, şurup verirken kardeşim ağzını açma, dışarı çıktığımızı zaman kardeşim ağlama yoksa bir daha seni dışarı çıkarmayız, Sen benim sözümü dinlemiyorsun bende sana küstüm'' diyerek ciddi onunla konuşuyor... 😊
Bende onların o şapşik hallerini izleyerek mutlu oluyorum. Çünkü abisi onun kulağına bu cümlelerden kurarken oda sanki gerçekten anlıyormuş gibi ona bakarak, sesler çıkartıyor, hatta güldüğü anlar dahi oluyor. 😆

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Tatlı ile arası çok iyi olan bir aile olduğumuzu artık söyleme gerek yok, öğrendiniz... Tatlı olarak şerbetli , sütlü fark etmez her t...

Tatlı ile arası çok iyi olan bir aile olduğumuzu artık söyleme gerek yok, öğrendiniz...
Tatlı olarak şerbetli, sütlü fark etmez her tür tatlıyı çok severiz. Ama özellikle yapımı kolay. lezzeti olay olan tatlıları yapmaya bayılırım. Birde fazla zaman ve emek harcamadan yaptığım tatlı bol bol iltifatlar alıyorsa, değmeyin keyfime...

O sebepten sizlere bugün; benim özellikle kolay tatlı yapmak istediğim zamanlarda başvurduğum bir tatlı çeşidi olan damla sakızlı muhallebi tarifini vermek istiyorum... Geçmişi daha Osmanlı tarihine dayanan bu muhallebiyi özellikle Alaçatıda yemek gerekiyormuş. 
Damla sakızı aroması tatlıyı yediğiniz her kaşıkta hissedeceğiniz için, 'damla sakızı seven herkes denemeli' diye düşünüyorum...

Damla sakızlı muhallebi malzemeleri

  • 4 su bardağı süt
  • 3,5 su bardağı un
  • 125 gram margarin
  • 1 su bardağından 3 karış eksik şeker (siz şeker oranın damak tadınıza göre azaltabilir yada çoğaltabilirsiniz)
  • 2 adet damla sakızı (ben damla sakız aromalı bir tane falım sakız ile de yapıyorum.)
  • 1 paket vanilya

Damla sakızlı muhallebi nasıl yapılır?

Muhallebinizde un kokusu olmasını istemiyorsanız. İlk olarak bir tencereye unu koyup, devamlı karıştırarak unun kokusu çıkana kadar kavurun. Bakın bu püf noktalarından biri unun kokusu çıkana kadar kavrulacak.  Unun rengi tıp ki un helvası gibi dönmeye başlamayacak. O zaman muhallebinizin rengi sarı olur. Buda orijinal damla sakızlı muhallebisi görüntüsünde olmaz. O sebepten unun kokusu çıkmaya başlayınca hemen sütü unun üzerine döküp, çırpma teli ile sürekli karıştırın. Sonrada şekeri ilave edip, karıştırarak damla sakızlı muhallebinin kaynamasını bekleyin. Kaynamaya başladığı zaman. damla sakız, margarin ve vanilyayı da ekleyip, bir 5 dakika kadar daha kaynatıp, ocağın altını kapatın. Sonrada bir mikser yardımı ile sürekli aynı yönde bir 5 dakika kadar çırpın. Buda bir başka püf noktası sakızlı muhallebinin sakız gibi olması için sürekli aynı yönde çırpmalısınız. Böylece damla sakızlı muhallebi kıvam olarakta sakız gibi akışkan olacak. Lezzeti zaten yukarıda da yazdığım için olay, o garanti...

Damla sakızlı muhallebi nasıl yapılır?

Sunum yine sizlere kalmış. Damla sakızlı muhallebiyi benim gibi yazın yapıyorsanız; çilek kiraz gibi yaz meyveleri ile süsleyin. Ki zaten bu tatlıda özellikle yazın serin serin çok güzel giden bir tatlı. Ama yok ben kış vakti senin bu yayınını gördüm ve canım çok fena damla sakızlı muhallebi çekti' derseniz de antep fıstığı, damla çikolata, tarçın yada pasta süsü şekerler il ede süsleyebilirsiniz.

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Facebook sayfasında da yazdığım üzere öğlen olmuş. Ancak çocuklar ne babalarının babalar gününü kutlamış, nede bir hediye almamıştı. Hatta...

Facebook sayfasında da yazdığım üzere öğlen olmuş. Ancak çocuklar ne babalarının babalar gününü kutlamış, nede bir hediye almamıştı. Hatta alma girişiminde dahi bulunmamıştılar... Baktım ki olmayacak, en iyisi ben bu işe el atayım diye çocuklara babalarından habersiz ''Kuzular hadin birlikte babanıza yine pasta yapalım mı?'' dedim.
Emir: ''Anne babam oruç, pastayı ne yapacak?''
Ben: İftardan sonra yer.
Emir: Öff anne! Ben pasta yapmak ile uğraşamam. 
Ben: Tamam o zaman pasta alalım. Parasını da ben veririm. Çocuklar kendi paraları ile almış derim. Adamcağızda mutlu olur. 

Çünkü biliyorum ki kocişko herne kadar 'ben öyle özel gün kutlamasını sevmiyorum. Bana sürpriz kutlama yapmasanız da olur' dese de... Oda kendisi için bir şeyler yapılsın. Hediye verilsin mutlu olur. Sahi ya hediye almaktan kim mutlu olmaz ki?

Neyse benim kuzular beni fazla tınlamayıp, dışarıda oyun oynamak için çıktılar. Aradan bir saat sonra eve geldiklerinde ellerinde paketler ile gelip, babalarına paketi 'baba, babalar günün kutlu olsun' diyerek uzattılar. Hediye ve sürpriz kocişkoya yapıldı. Ama yine şaşıran ben oldum. Çünkü çocukların, özellikle Emir'in o umursamaz halini görünce içimden 'acaba babasını çok sevmiyor mu ki?' diye içimden geçirip, üzülmüştüm. (off ya ne kadar kötü düşünce yüklü bir anayım, ben öyle 😔 )

Hediyeleri ise; Emir babasına bir kravat almış. Efe ise bir tane cüzdan almış. Miray mı? oda babasının üzerine bir kusmuk bırakarak, tişörtüne aksesuar taktı. Sonrada 'babama bu hediye az gelir' diyerek hemen peşinden birde kocaman gülümse patlattı. Evin en küçüğü olmasına rağmen en büyük hediyeyi kendisi verdi, haberi yok... 😄

Baktım kuzular mutlu, kocişko mutlu... Bu mutlu anı perçinlemek için kocişkoma iftar için güzel bir sofra kurup, ekler pastadan yaptım. Akşam ezanını beklerken çektiğimiz selfy ile de mutluluğumuzu, ileri ki günlerde hatırlamak için belgeledik.

babalar günü kutlaması


Böylece en mutsuz ve karamsar anlarımızda bu fotoğraflara bakıp, birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi ve birlikte ne kadar mutlu olduğumuzu hatırlayıp, mutlu olacağız...

babalar günü kutlaması



Yine bir özel gün kutlamasını daha geride bıraktık. Öyle ise darısı diğer günlerin başına diyelim ve çıkalım... Haa birde Allah tüm ailenin ocağından mutluluk ve sevgiyi eksik etmesin... (amin)


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Anne olmak zaten sürekli bir vicdan azabı ile yaşamak demek. Çocuklarımda gördüğüm her olumsuz davranışlardan kaygılanıp, kendimi suçlarım....

Anne olmak zaten sürekli bir vicdan azabı ile yaşamak demek. Çocuklarımda gördüğüm her olumsuz davranışlardan kaygılanıp, kendimi suçlarım. ''Acaba ben yeteri kadar ilgilenemediğim için mi böyle oldu? Yada benim yaptığım bir hatalı davranış yüzünden mi?'' diye...

Geçenlerde yazdığım ortaokul öğrencilerinde görülen olumsuz davranışlar yazısından sonra araştırmam sonucu. Çocuğumda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozuklu (DEHB) olma ihtimali olduğu düşündüm. Tabi bu böyle kendi kendine karar vereceğin bir durum değil. Bu tanıyı koymak için bir uzmana başvurmak gerekiyor. En kısa zamanda da bir uzmana başvurmayı düşünüyorum.

İsterseniz DEHB teşhisi ne? Ben oğlumda bu DEHB bozukluğu olduğundan nasıl şüphelendim? Hep birlikte bir bakalım. Kim bilir belki sizlerde yada çocuklarınızda da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu vardır. Çünkü bu bozukluk ülkemizde çok yaygın bir durummuş. Ancak çoğu insan DEHB olduğunu dahi bilmeden hayatına devam edermiş. Tabi bu kişiler için hayat ne kadar zor olduğu söylememe gerek yok. O kişiler için zor olduğu gibi o kişiler ile yaşamakta çok zormuş.



DEHB'li çocuklar nasıl olurlar?

1 yaşındayken nasıl olurlar?

''Kolay sinirlenirler, annenin memesine saldırırlar, hava yutarlar; gazlıdırlar, gece sık uyanırlar, kolay rahatlamazlar, gece yarısı oyun isterler ve çok enerjiktirler.'' Oğlumda bu davranışların hepsi vardı. Özellikle gazlı olması ve geceleri sık uyanması en belirgin özelliğiydi. O yüzden her gece Hasta hanenin yolunu aşındırdığımızı bilirim. Tabi ilk çocuk tecrübesiz bir annesin. Çocuğun sürekli ağlaması, hemi de hiç susmadan ağlamasından korkup: ''acaba hasta mı? Bir yerimi ağrıyor diye endişeleniyorsun, doğal olarak...

Okul öncesi dönemde nasıl olurlar?

''Sürekli hareket halindedirler; atlarlar, koşarlar, zıplarlar, çok konuşurlar, isteklerini erteleyemezler, kurallara uymazlar, sıralarını bekleyemezler, bir konu üzerinde uzun süre çalışamazlar, faaliyetleri genelde yarım bırakırlar, arkadaşlarıyla sık sık itişip kakışırlar, az uyurlar ve sakarlıkları nedeniyle sık sık yaralanırlar.'' Yine her yazılanın tamamının yaşadık. Özellikle az uyuma olayı halen yaşamaktayız.

Okulda nasıl olurlar?

''Yaşıtlarıyla aralarında zeka açısından fark yoktur. Akademik performansları istikrarsızdır. Parlak zekalı olan çocuklar dikkatsiz ve dağınık olmalarına rağmen genellikle biraz çaba ile zaman içerisinde bir işi tamamlama yetisine sahiptir.'' İlk okul döneminde öğretmeni ve benim ilgim üzerinde daha fazla olduğu için çalışmalarını ve ödevlerini bir plan program halinde yaptığı için başarılıydı. Hatta çok başarılıydı. Ancak orta öğretime geçince her derse giren farklı öğretmen olduğu için. Öğretmenler ders saatlerinde derse girip, konuyu anlatıp çıktıkları için oğlum dikkatini o derse fazla veremiyor. Hele ki birde sınıfta dikkatini dağıtan bir ses vede hareketlilik varsa o dersten tamamen kopukluk yaşıyor.

Evde ve dışarıda nasıl olurlar?

''Dikkatsizlikleri ve dalgınlıkları nedeniyle kendilerine denileni tam ve doğru şekilde anlamazlar, akabinde istenilmeyen davranış sergileyebilirler. Bu da onlara olumsuz yönde geri dönüş sağlar'' Misal ona bir görev verdiğin zaman o görevi ya tam anlamaz. Yada o görevi bitiremez. Bunu bilinçli olarak yapıyor sansakta aslında bilinçli olarak yaptığından değil. Sadece dikkatini toplayıp, o göreve odaklanamadığı için yapamaz.


DEHB'in etkileri kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Kendi belirtilerinizin ve çocuklarımızın belirtilerinin nasıl ortaya çıktığını bilmek ve buna göre baş etme stratejileri üretebilmek için kendinizi eğitmeniz çok önemlidir. Çünkü erken teşhis ile bu sorunun üstesinden gelip, geri kalan zamanlarınızı rahat ve huzurlu geçirebilirsiniz.

DEHB'li kişiler geri zekalı yada normal çocuklardan daha az zeki değillerdir. Aksine daha zeki ve üstün zekalı dahi olabilirler.  O yüzden bu tarz kişiler için peşin hükümlü olmayın. Aksine onları anlamaya çalışın...


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Merhabalar sevgili okurlar, bugün sizlere buradaki yazımda da belirttiğim üzere kızımın 40 ı çıkınca park gezmelerine giderken ayağıma gi...

Merhabalar sevgili okurlar, bugün sizlere buradaki yazımda da belirttiğim üzere kızımın 40 ı çıkınca park gezmelerine giderken ayağıma giyebileceğim. Şık, ancak şıklığından daha ziyade rahat bir ayakkabı arayışında olduğumu yazmıştım. Bu posttan sonra birkaç tane babet ve spor tarzı ayakkabı aldım. Her babet ve spor ayakkabı bildiğiniz üzere ayağı rahat ettirmiyor. Bazı ayakkabıların kalıpları standart insan ayağı şeklinde tasarlanmadığı için. Kendi numaran olan ayakkabı dahi ya ayağını sıkıyor, yada ayağını acıtıyor. Sen sanırsın spor ayakkabıları giyince ayağım o ayakkabıların içinde rahat edecek. Ama nerdeee! Bazı ayakkabılar öyle rahatsız ki topuklu ayakkabı giyersen ayağın daha rahat edeceği kesin.

tokideki ses kombin

O sebepten bende ayağım içinde rahat edebilecek, alt tabanı yumuşak,hafif bir ayakkabı arayışında iken. Newchic sitesindeki ayakkabılar hoşuma gitti. Ve oradan bir tane ayakkabı siparişi verdim. Evet sipariş ettim. Ancak hiç ümidim yoktu, itiraf etmek gerekirse. Çünkü deneyerek alınmış bir ayakkabı değil. Görerek, tahmin ederek alıyorsun. Ben bizzat ayağıma giyip, denediğim nice ayakkabıları dahi eve gelince beğenmeyip, aldığıma pişman olmuşluğum çok olmuştur. O yüzden bir 'acabam' vardı...

Ayakkabı yurt dışından geldiği için 3-4 hafta içinde geldi. Gelince ilk olarak tereddüt ederek paketi açtım. Ve içindeki ayakkabıları görünce görüntü olarak beni cezbetti. Bir müddet ayakkabı ile bakıştık. Sonrada ayakkabımı severek giydim. (Evet benim bu tarz cinsliklerim vardır.🙈🙉🙊)


Aranan Ayakkabı Bulundu!

Bir kere şunu söyleyeyim ki. Ayakkabının kalitesi ücretinden fazla... Ayaklarım ayakkabıların içinde öyle rahat ki; Dışarı giyene kadar evde ev ayakkabısı niyetine giydim. Hiç bir şekilde ayağım ayakkabının içinde ne acıdı, nede rahatsız oldu. Ayağımda sanki yok gibiydi...

Ve ilk siftahımı şimdi kızımla parka giderek yapacağım. Salopet eteğimin altına giydim. Nasıl yakışmış mı?
Ben PARKA KAÇAR BYEEE! 🙋

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Vişneli yaprak sarması , Osmanlı mutfağından olan harika bir lezzet. Önce vişnelerin tek  tek çekirdekleri çıkartılıp, içi hazırlanıyor. ...

Vişneli yaprak sarması, Osmanlı mutfağından olan harika bir lezzet. Önce vişnelerin tek
 tek çekirdekleri çıkartılıp, içi hazırlanıyor. Sonrada her asma yaprağı tek tek özenle sarılıyor. Evet yapımı zaman ve emek isteyen bir yemek türü. Ancak lezzeti ve görüntüsü tüm harcanan zaman ve emeği fazlası ile çıkartıyor.

Özellikle o vişnenin verdiği hafif mayhoşum su aroması damağa hoş bir tat bırakıyor. Mayhoşlu tatları seven herkesin sevebileceği lezzette bir yaprak sarması. O sebepten herkese tavsiye ederim. Bence sizlerde iftara henüz vakit varken vişneli yaprak sarmasından yapıp, bu lezzeti deneyin....

Vişneli Yaprak Sarması Tarifi

Vişneli yaprak sarması malzemeleri

  • Yarım kilo asma yaprağı
  • 2 su bardağı pirinç
  • 1 su bardağı çekirdeği çıkarılmış vişne
  • 1 adet soğan
  • 1 tatlı kaşığı limon suyu
  • 1 çorba kaşığı şeker
  • 2 yemek kaşığı nane
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 2 tatlı kaşığı tuz
  • 1 su bardağı zeytin yağı yarısı üzeri için.
  • 1 su bardağı vişne suyu
  • 1 su bardağı su

Vişneli yaprak sarması nasıl yapılır?

Asma yaprağını salamura kullanıyorsanız suda bekletmeniz kafi. Ama yapraklarınız taze ise kaynar suda 1-2 taşım kaynatmanız gerekiyor. Sonrada suyu süzüp, soğumaya bırakın.
Sonrada iç malzemeleri için gerekli olan soğanı ince ince doğrayın. Pirinci bol suda yıkayıp, süzün. 
Sonrada bir tencere içine zeytin yağı koyup, ısıtın. İnce ince doğradığınız soğanları ekleyip, kavurun. Soğanlar pembeleşince içine pirinçleri ekleyip, onun üstüne de toz şeker ve limon suyunu da ekleyin. Ve devamlı karıştırarak pirinçler şeffaf oluncaya kadar kavurmaya devam edin.

Vişneli Yaprak Sarması Tarifi

En sonunda çekirdekleri çıkartılmış vişneleri, vişne suyunu ve suyu ilave edip, kapağı kapatılıp, kısık ateşte suyunu çektirin. Ocağın altını kapattıktan sonra tarçın, tuz, nane ekleyip, karıştırın. Sonrada kapağını tekrar kapatıp, dinlenmeye bırakın.

Biraz dinlenip, demlenen iç harç ve suyu süzülen asma yaprağı yanına alınıp, tek tek sigara böreği sarar gibi asma yapraklarını içine hazırladığınız harçtan biraz koyup sarın.

Tüm asma yapraklarını sardıktan sonra derin bir tencerenin en altına asma yaprağı serip, onun üstüne de fotoğraflarda gördüğünüz gibi sarmaları dizin. (Yada benim zeytin yağlı yaprak sarması tarifimde verdiğim gibi düdüklü tencereye dik olarak dizip, pişirin.)

Vişneli Yaprak Sarması Tarifi


Sarmaları dizerken aralarına çekirdekli vişnelerden serpiştirin. Tüm yaprakları dizdikten sonra en üste biraz tuz ve zeytin yağı gezdirin. Sonrada en altına yaptığınız gibi asma yaprağı serip, sarmanın üzerini kapatın. Ve ağırlık olması maksadı ile porselen tabağı koyup, kapağını kapatın. ilk olarak harlı ateşte daha sonrada kısık ateşte yavaş yavaş pişirilir. Pişme esnasında pişip, pişmediğine bir sarma alıp tadarak bakın. Hatta ara ara 2 defa biber bardak sıcak su ekleyin. Pişme işlemi bittikten sonra ocağın altını kapatıp, tencere içinde soğumaya bırakın. Sonrada ister soğuk, isterseniz de ılık olarak servis yapıp, afiyetle yiyin...

Yapacak olanlara şimdiden kolay gelsin ve afiyetler olsun...


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Annelik duygusu bebeğinizi karnınızda hissettiğiniz o ilk gün oluşuyor. 9 ay karnınızda çok değerli bir varlık olduğunu bilip, oturuş-kalkı...

Annelik duygusu bebeğinizi karnınızda hissettiğiniz o ilk gün oluşuyor. 9 ay karnınızda çok değerli bir varlık olduğunu bilip, oturuş-kalkış hatta yürüyüşünüz dahi değişiyor. Nedeni ise çok açık 'ona bir zarar vermeyeyim...'
Bebeğini çok hassas şekilde taşırken, rutin kontrollerde dahi en ufak bir değerin yükselmesi yada düşmesinde çok büyük sarsılıp, panik oluruz.
Ve o kutlu gün, karnında bağ kurduğun yavruna kavuşma günü...
Nihayet 40 hafta hayalini kurduğun senin bir parçan olan yavruna kavuşmuş ve kokusunu doya doya içine çekebilirken. Birde öğrenirsin ki. Doğum sırasında bebeğine zarar verilmiş köprücük kemiği kırılmış!.. Zaten lohusa olduğun için buluttan nem kapar halde iken, bebeğinin köprücük kemiği kırılmış. Üstelik bu kırık doğum doktorun yüzünden olduğunu öğrenince, resmen üstünden koca bir kova kaynar su dökülmüş gibi acı hisseder ve ne yapacağını şaşırır. Evde matem havası estirirsin. 9 ay ona bir zarar gelmesin diye nerde ise yan yatıp, uymayı dahi kendine yasaklarken. Bebeğin, doktorunun hatası yüzünden köprücük kemiği kırılmış...Ben bu duygularla kah doktoruma kızıyor, kah kendime kızarken, aklımı nerde ise kaybetmiş durumda idim. Olaylardan benim kadar etkilenmeyen eşim. Evimizde tek aklı selim insan olarak köprücük kemiği kırığı araştırmasına girmiş. Ve öğrenmiş ki fazla büyütülmemesi gereken bir kırık olduğunu. Tabi sen bunu gel de taze anne olmuş, lohusa kafalı bir anneye anlat...

Yeni Doğan Bebeklerde Yaşanan Köprücük Kemiği Kırığı Ve Tedavisi

Doğumda yaralanma neden olur?

Normal doğumlarda bu tarz yaralanmalar. Her 1000 çocuktan 5'inin başına gelebilen bir olaymış. Nedenleri ise: Bebeğin kilo olarak büyük olması sebebi ile rahimin bebeğe dar geldiği durumlarda bebek oksijensiz kalmasın diye bebeğin köprücük kemiğini kırıp rahimden çıkarırlarmış. Çünkü bebek oksijensiz kaldığı zaman ya ölür yada beyin özürlü olma riski olduğu için.

Doğumda nasıl yaralanmalar olur?

Kafa şişme,kafa tasında kan birikmesi, kafa tası kırıkları, köprücük kemiği kırılması, burun kemiği kırılması, eklem zedelenmeleri gibi... yaralanmalar oluşurmuş. Bu yaralanmalar bir hekim kontrolünde tutulup, kolaylıkla atlatılabilen yaralanmalarmış. Ben diğer yaralanmaları bilmiyorum ancak 50 gün önce yaptığım doğumda o 1000 çocuktan 5'inin arasına kızımın sağ omuzundaki köprücük kemiği kırılması sebebi ile girdim. Şimdi de sizlere neler yaşadığımızı ve süreci nasıl atlattığımı kısaca anlatmak istiyorum.

Köprücük kemiği kırığı olduğu nasıl anlaşıldı?

Kızım 17 Nisanda dünyaya gözlerini açtı. Gece doğum yaptığım için  geniş yelpazeli bir bebek doktoru kontrolü yapılmamış. Ancak öyle kaygılanacak bir durum olmadığı için kızım ile birlikte doğumhaneden odamıza getirildik. Çok şükür en korktuğum olaydan, doğum olayından kurtulmuştum. Artık derin bir nefes alıp, içten bir 'ohhh!' çekebilirdim. Ve çektim de....

Halbuki nereden bilirdim ki sabah gelen çocuk doktoru kontrolünde alacağım bir haber ile sevincim kursağımda kalacağını. Sabah doktor muayenesinde bebeğimin röntgeninin çekilmesi gerektiğini söyledi. Ben 'neden?' diye sorduğumda ise 'Korkulacak bir durum yok. Sadece bir şeyden şüphelendim. Emin olmak için' dedi. Tabi ben yine her doğum yaptığımda yaşadığım aykü düşüklüğü yaşadığımdan olsa gerek şüphelendiği şeyin ne olduğunu dahi sormak aklıma gelmedi. Ve aklıma hiçbir şekilde kötü düşünce gelmeden bir teknisyen ile gidip, kızımın röntgenini çektirdim. 

Sonuç çocuk doktoruna gidince; doktor kızımın sağ omuzundaki kırıktan emin olmuş ve 'birde fizik tedavi doktoru görsün' diye not düşmüş. Fizik tedavi doktoru o gün yoğun olduğu için bizim odaya gelememiş. Ertesi gün gelen çocuk doktoru ile kızımın omuzundaki köprücük kemiği kırılmasını öğrendim. Ve şok oldum... 

Köprücük kemiği kırığı olan çocuklara ne uygulanmalı?

Aslında hiçbir şey uygulanmıyor. Sadece fizik tedavi doktorunun dediğine göre sağ kolunu göğsüne koyup, o şekilde fazla sıkmadan kundaklanması gerekiyormuş. Tabi birde kıyafeti giydirirken sağ kolundan, çıkartırken de sol kolundan başlanması gerekiyormuş. Henüz çok küçük olduğu için öyle büyük insanlarda yaşanan kırık acısını o hissetmezmiş. Bu söz beni biraz olsun rahatlatmıştı. Çünkü çocukluğunda çeşitli yerleri kırılmış biri olarak kırık acısının ne kadar acı olduğunu çok iyi bildiğim için. 'zavallı yavrumun o acı ile nasıl baş edecek' diye çok korkmuştum.

5 günlük iken ortopediye götürüp, tekrar röntgen ve doktor kontrolü yaptığımızda kırığın halen tutmadığını. Ancak en geç 1 aya tutacağını. Bu tarz kırıklar bebekler için kokulacak bir durum olmadığını öğrendim. Çünkü benim bebeğim sağ kolunu gayet normal şekilde hareket ettirebiliyordu. Bu iyi bir şeymiş. Çünkü bebeğin köprücük kemiği kırılmış. Ancak sinirleri zarar görmemiş. O yüzden evham yapıp, korkmamıza gerek yokmuş. Bebeğimin sinirlerinin zarar görmediğini öğrenip, biraz daha rahatladım. Ama tabi ana yüreği yinede öyle rahat durmuyor. Sürekli korkup, üzülmeye ve içten içe kendini suçlamaya devam ediyordu...

Ve 1 aylıkken yine tekrar kontrole götürünce çekilen röntgen ile gördük ki kemik tutmuş. Çok şükür ki kızım artık kurtulmuş... O gün sanki üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hafifleyip, eve ağzım kulaklarımda döndüm...

Not: Bu yazıyı yazıp bloğumda bulundurmak istedim. Çünkü. biliyorum ki benim gibi bebeklerinde doğum yaralanması yaşayan analar ilk anda çocukları gibi sorun yaşamış ve bu olayı atlatmış 1. kişi kaleminden dökülmüş yazılar okumak istiyor. Nede olsa damdan düşenin halinden damdan düşen anlarmış. Bunu bildiği için onu en iyi anlayan başka bir annanın başından geçen doğum yaralanma ve iyileşme hikayesini okuyup, öğrenmek istiyor. O sebepten bu yazımda burada dursun. Umarım bir anneye dahi olsa ferahlık verip, rahatlatabilirim...

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Patlıcan , yaz aylarının en çok tüketilen sebzesi arasındadır. Girdiği her yemeğe lezzet katan patlıcanın közlenmesi en sevdiğim halidir. B...

Patlıcan, yaz aylarının en çok tüketilen sebzesi arasındadır. Girdiği her yemeğe lezzet katan patlıcanın közlenmesi en sevdiğim halidir. Bugün sizlere muhteşem bir lezzet olan közlenmiş patlıcan mezesi tarifini vereceğim. Evdeki malzemeler ile kolaylıkla yapabileceğiniz meze, sofranıza renk ve lezzet katacaktır. Üstelik bu malzemeleri çiğden közlenmiş patlıcanlar ile karıştırırsanız közlenmiş patlıcan salatası yapmış olursunuz. Pişirirken içine biraz su ekleyip, biraz sulu halde pişirirseniz közlenmiş patlıcan yemeği yapmış olursunuz. Diğer 2 halde de lezzetli olan közlenmiş patlıcanı ben bugün mezesinin tarifini paylaşacağım.

Özellikle ana yemeği et olan menünüze közlenmiş patlıcan mezesini de ekleyin. Çünkü gerçekten de çok yakışıyor.

Közlenmiş Patlıcan Mezesi Tarifi
.

Közlenmiş patlıcan mezesi malzemeleri

  • 2 adet orta boy patlıcan
  • 2-3 adet sivri biber
  • 1 adet domates
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 çorba kaşığı zeytin yağı
  • Bir tutam tuz
  • Toz kırmızı biber
  • Pul kırmızı biber
  • 1 diş sarımsak

Közlenmiş patlıcan mezesi nasıl yapılır?

Patlıcanları ilk olarak közmatik yada benim gibi anam babam usulü ocakta közleyin. Daha sonrada kabuklarını soyup, bir tahta üzerinde ince ince kıyın.

Közlenmiş patlıcan mezesi nasıl yapılır?

Patlıcanları közleme işlemini bitirdikten sonra son işlem olarak geniş bir tava içine zeytin yağını koyup biraz kızdırın. Yağ ocakta kızdıktan sonra küp küp doğradığınız soğanları ekleyip, kavruklayın.

Soğanlar kavrulduktan sonra yine ince ince doğradığınız biberleri soğanların içine ekleyip, biberle yumuşayana kadar karıştırarak kavurun. Biberlerde kavrulduktan sonra küp küp doğranmış domatesleri de ekleyip, domatesler suyunu salıp sonra çekene kadar pişirin. (Buraya kadar tıp ki melemen yapar gibi fark ettiyseniz.) 

Közlenmiş patlıcan mezesi nasıl yapılır?

Şimdi de közleyip, ince ince kıydığınız közlenmiş patlıcanları da ekleyip karıştırarak kavruklamaya devam edin. en son sarımsak, tuz ve baharatlarını da ekleyip 1-2 dakika daha kavurduktan sonra ocağın altını kapatın.

Közlenmiş Patlıcan Mezesi Tarifi

Közlenmiş patlıcan mezesini fazla yapmak isterseniz malzemeleri 2 katına çıkartarak çoğaltabilirsiniz. Bu mezeyi ana yemeğin yanında soğuk olarak tüketin...

Yapacak olanlara şimdiden kolay gelsin ve afiyetler olsun...

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Merhabalar arkadaşlar. Ramazan ayınız mübarek olsun. Bu ayda tuttuğunuz oruç ve ibadetleriniz kabul olur inşallah... Bulgurlu lezzetlere...

Merhabalar arkadaşlar. Ramazan ayınız mübarek olsun. Bu ayda tuttuğunuz oruç ve ibadetleriniz kabul olur inşallah...

Bulgurlu lezzetlere bayıldığımızı, verdiğim her bulgurlu tariflerde bildirmiştim. O yüzden sözü fazla uzatmadan hemen sizlere, yine bulgurdan yapılan bir başka lezzet olan fellah köftesi tarifini paylaşmak istiyorum.

Fellah köftesini, Ramazan 3. günü yine yaptım. O akşam tüm yaptığım fellah köftesi sofraya gelmesi ile bitmesi bir oldu. :) Eeee size daha önceden de demiştim. Bulgurlu köftelere bayıldığımızı! 😋



Fellah Köftesi Nasıl Yapılır?


Fellah Köftesi Malzemeleri


  • 1 su bardağı ince kısırlık bulgur
  • Yarım su bardağı irmik
  • Bir buçuk su bardağı su
  • 1 adet yumurta
  • Yarım su bardağı un
  • Yeteri kadar tuz, karabiber, kimyon, kırmızı pul biber


Sos Malzemeleri:


  • 3 adet domates
  • 6 diş sarımsak
  • yarım su bardağı zeytin yağı
  • 1 çorba kaşığı salça
  • 2 çorba kaşığı nar ekşisi
  • Yeteri kadar kuru nane ve kırmızı pul biber


Üzeri İçin:

  • Maydanoz 

Fellah Köftesi Nasıl Yapılır?


İlk olarak bulgur ve irmiği bir kaba koyun. Onun üzerine de ısıtıcıda kaynattığınız sıcak suyu döküp. Üzerini kapatın.  Soğuduktan sonra içine, yumurta ve baharatları ilave edip yoğurmaya başlayın. En az 20 dakika yoğurun. Un gerekirse ilave edin.

Fellah Köftesi Nasıl Yapılır?


Yoğurma işlemini bitirdikten sonra harcınızdan ufak parçalar koparın ve yuvarlayıp, serçe parmağımızla ortasına bastırıp delik açın. (Yukarıdaki fotoğrafta nasıl şekil olduğu gözüküyor.) Bu yöntemle tüm harcı yapın. Şekil verirken ara sıra elinizi su ile ıslatın ki, elinize yapışma yapmasın. Böylece köftelerin şekillerini daha kolay yapmış olursunuz.

Geniş bir tencereye bolca su,yeteri kadar tuz ve köftelerin dağılmaması için de bir kaç damla limon suyu ekleyip, kaynatın. Kaynayan suyun içine Fellah köftelerinizi atın ve köfteler suyun yüzüne çıkana kadar haşlayın.. Haşlanan köfteleri suyun içinden delikli bir kevgirle alın ve servis tabağına koyun.

Sosu için; bir tencereye zeytin yağını koyun, içine ince kıyım doğranmış sarımsağı atıp 1-2 çevirdikten sonra rende domates ve diğer malzemeleri ekleyip kavurun. Servis tabağındaki Fellah köftelerin üzerine gezdirerek dökelim.Ve ince kıyılmış bol maydanoz serpin.

Fellah Köftesi Nasıl Yapılır?

Bence iftar için henüz vakit varken hemen mutfağa gidip, bu tarifi yapın. Özellikle akşama iftar için misafirleri gelecek olanlar, sizler kesin yapın. Davet sofrasına çok yakışan bir lezzet fellah köftesi...

Fellah köftesini yapıp, sofraya koyduğunuz zaman sofranız daha bir iştah açıcı olur. Çünkü gözler hemen bu köfteye kayacak ve görenlerin ağzının suyu akacağı garantili...

Yapacak olanlara şimdiden kolay gelsin ve afiyetler olsun...

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Daha dün gibi kızımın ilk kez haberini alınca hissettiğin o ilk gün aklımda iken;  Hamilelik günlerimde yaşadığım mutluluğumu, sıkıntımı ...

Daha dün gibi kızımın ilk kez haberini alınca hissettiğin o ilk gün aklımda iken; Hamilelik günlerimde yaşadığım mutluluğumu, sıkıntımı ve üzüntülerimi yüreğimin en derinliklerinde halen hissederken; canım kızım dünyaya geldi... Ve hatta 40 ı bile çıktı! 😄

Huuu sanal alem duydunuz mu? benim kızımın 40 ı uçtu, uçtuuuu gitti. Artık bundan sonra 40 ı çıksın, yok lohusasın sözlerini duymayacağım...  Ohhh be!
Hayatım boyunca özlemediğim tek dönemdir lohusalık dönemi... Hamileliğimi hatta uykusuz kaldığım günleri dahi zamanla özlüyorum,özleyeceğim de. (manyak mıyım ne? 😂) Ama lohusalık dönemini hiç bir zaman özlemedim, özlemeyeceğimi de biliyorum... 👊

40 uçurma suyunun içinde neler konulur? Ve anlamları ne?

27 Nisan, yani Ramazan ayının ilk gününde bizim 40 ımız çıktı. Örf ve adetlerimizi uygulamayı çok seviyorum. O yüzden bende duyduğum ve okuduğum kadar 40 çıkarma töreni yaptım. Bakya şimdi tören denilince kulağa sanki abartılı bir şeymiş gibi geliyor. O sebepten düzeltiyorum, Tören değil.  En iyisi 40 çıkarma banyosu diyelim.

Aslında 40 ımız çıkınca mevlit okutmayı düşünüyordum. Ama maalesef ki 40 ımız Ramazan ayına denk gelince bu mevlit okutma olayını biraz ertelemek zorunda kaldım.

40 çıkarma banyosunu nasıl yaptım?


Yöreye göre 40 çıkarma, 40 çıkartma hatta 40 uçurma olarak bilinen olay çok eski yıllara dayanıyor. Örf ve adetlerimize göre bir kadın doğum yaptıktan 40 gün sonra suyun içine bir takım şeylerin atılıp, daha sonra o suda önce bebek banyo yaptırılır. Daha sonrada o kalan su ile anne banyo yaparmış...

40 uçurma suyunun içinde neler konulur? Ve anlamları ne?


40 tane taş: Güçlü kuvvetli olsun diye

Pirinç: Ömrü bereketli olsun diye

Tuz: Dayanıklı olsun diye

Şeker: Tatlı dilli olsun diye

Bozuk para: Varlıklı olsun diye

Anne baba altın- gümüş alyansı: Anne babaya hayırlı bir evlat olsun diye

Nazar boncuğu: Nazar değmesi diyeymiş

Bunlardan hariç bazı yörelerde zeytin yaprağı da atılıyormuş. Ancak ben zeytin yaprağı bulamadığım için onu atmadım. Sonrada kızımı babası ile birlikte ihlas süresi okuyarak banyo yaptırdık. En sonunda abilerine bir kaşık verip, bir tasın içine ihlas süreleri okuyarak 20 kaşık su Emir abisi, 20 kaşık suda Efe abisi koydu. En son banyo yapıp çıkartırken güzel temennilerde bulunarak o suyu da başından aşağı döküp, 40 banyosunu yaptırmış olduk.

Sonrada hiç giyilmemiş yeni kıyafetlerini giydirdim. Ve kızımın 40 çıkarma suyundan kalan su ile de bende banyo yapıp. 40 çıkarma ritüelimizi tamamlamış olduk.

Geleneklere göre bebeği o gün uzak bir akrabanın evine misafirliği de çıkarılması gerekiyormuş. Ancak biz götürmedik. Çünkü o gün hava yağmurlu idi. Birde Ramazanın ilk günü olduğu için kimseye emrivaki yapmak istemedim. Üstelik bu misafirliğe götürme işleminde 40 gün hiç bebek ve anne evden dışarı çıkmadığı için yapılırmış. Biz bir haftalıkken doktor kontrolü, 11 günlükken 23 nisan gösterisi ve 1 aylıkken park gezmelerine kızımı götürdüğümüz için. Bu ritüele uymamız gerekmiyor sanırım diye düşündüm.

Analar peki sizler çocuklarınıza 40 çıkarma banyosu yaptırdınız mı? Yaptırdıysanız sizler nasıl yaptırdınız? Benim yaptığımdan farklı olarak başka bir şey uyguladınız mı? Bana bildirirseniz çok mutlu olurum...


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Yazar:  Murathan Mungan Sayfa Sayısı:  582 Baskı Yılı:  2011 Yayın Evi: Metis yayınları Murathan Munganın 15 yılda yazdığı ...

Yazar: Murathan Mungan

Sayfa Sayısı: 582

Baskı Yılı: 2011

Yayın Evi: Metis yayınları

Şairin Romanı Kitap Yorumu

Murathan Munganın 15 yılda yazdığı şairin romanı kitabı resmen elimde süründü. Bu kitabın üstüne 2 kitap bitirdim. Hatta hamilelik dönemlerimde ise kendimi örgüye verip, hiç kitap dahi okumamışlığım oldu. Ne zaman ki bebeğim dünyaya gelip, onu sallama ve uyku nöbetleri tutmaya başladığım anlarda bu kitabı tekrar elime alıp, okumaya başladım. Ve nihayet bitirdim.
Aslına bakarsan roman öyle çok sıkıcı bir romanda değil. Hatta ilk 200 sayfasından sonrası merak uyandırıcı tarzda. Kitabın hemen hemen her sayfasında ise altı çizilecek cümle var. Ama yinede bir şekilde kitap elimde ilerlemedi. Bence bu kitabın elimde bu şekilde yavaş ilerlemesinin 3 nedeni olabilir.
1. Neden: Murathan Mungan bir şair olduğu için. Yazdığı bir roman dahi olsa kitapta şiir kokusu vardı. Bende şiir okumaktan fazla zevk duymayan bir insan olduğumdan olsa gerek...
2. Neden ise: Yazar bu kitabı 15 senede yazdığı için, okurken beni yordu. Çünkü gerçekten de kitabın her sayfasında öyle güzel cümleler var ki. Kafa yorup, yorumlaman için. Kitap öyle okunup, geçilecek tarzdan ziyade ince ince irdelenerek okunacak cinsten bir kitap...
3. neden: Kitapta çok fazla karakter var. Buda bir bölümden başka bölüme atlarken. O karakterleri akılda tutmakta zorlanıp. ''acaba bu hangi karakterdi?'' diyerek geri dönüp, o karakteri öğrenme hissi uyandırıyor...
İsterseniz şimdi de romanın konusundan biraz bahsedeyim...

Şairin Romanı Kitabının İçeriği

'' Elli yıl önce gönüllü sürgün olarak memleketinden denizlere açılmış bilge şair Bendag’ın 100 yaşına geldiğinde yurduna dönmesiyle başlayan romandaki gezegenin ismi Yerküre.

En büyük kara parçası sayılan Anakara’da –ki ben bunu kitabın hatırı sayılır bir kısmında her seferinde Ankara olarak okuyup daha sonra düzelttim- her yıl yalnızca bir kez Odragend’de gökyüzünde her birinin ayrı bir adı ve kısmeti olduğuna inanılan irili ufaklı on üç dolunayın birden olduğu “On Üç Dolunaylı Şenlikler”e katılmak üzere Odragend’e doğru yola çıkan birçok gezgin var. Bunlardan biri de yıllarca evinden hiç çıkmadan yalnızca kitaplarıyla yaşadıktan sonra kendisini yollara vuran şiir filozofu Moottah ve ikisi de ayrı ayrı ikiz kardeşlerinden ayrılıp kendisine katılan küçük çırakları Zeey ile Tagan.

Surlarında şiir bayrakları dalgalanan şehirler, birbirleriyle “en beğenilen” olabilmek için kıyasıya mücadele eden kimi insan öldürecek derecede kibirli ve bencil kimi son derece bilge şairler, şiir kahveleri, rüya terbiyecileri, sözlükçüler…

Tüm bunların yanında yalnızca şairleri öldüren bir katil ve bu katilin izini süren atlı polis Gamenn ile yardımcısı, Anakara’da gezip gördüğü her yeri vücuduna dövme olarak işleten Haritacı Kaa, romanın ölü ama belki de en canlı şairi Serhenas ve tabii dünyalar güzeli şiir okuyucu Zeheyra ile rüya tabircisi Ümma… ''

Şairin romanı kitabının her bölümünde farklı farklı renklerde ayrı kapak tasarımı kullanılmış. Bence çokta güzel olmuş. Yeni bir bölüme başlarken o kapak grafiğini görüp, inceliyor. Daha sonrada bölümü okumaya koyuluyorsun. Yukarıda da yazdığım gibi kitap bir solukta okunacak cinste akıcı değil. Ancak okumaya değer görülmeyecek türden değersizde değil. Hatta edebiyatı değeri çok yüksel olan değerli bir kitap... O sebepten şiir ve edebi eserler okumayı seven kişiler bence kesin okumalı...
Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Benim pamuk şekerim, daha doğrusu kusmuklu prensesim bugün 36 günlük oldu. Günler birbiri ardına sıralanırken canım kızım 1 aylık oldu bile...

Benim pamuk şekerim, daha doğrusu kusmuklu prensesim bugün 36 günlük oldu. Günler birbiri ardına sıralanırken canım kızım 1 aylık oldu bile. Eee ne de olsa dünyaya gelen büyüyor...

Bu ayda bol bol tensel temasla anne kız aşk yaşadık. Özellikle emzirme saatlerini kızımla göz göze gelerek yapmak harika dakikalar geçirmeme neden oldu. Canım kızım bu ayda kafasını kaldırıyor hatta sağa sola çevirebiliyor. Kısık sesle ninni söylediğim zaman sakinleşip, beni dinliyor.

Yukarıda da yazdığım üzere o bizim kusmuklu prensesimiz. Çünkü bu ayda gazını çıkar, çıkarma fark etmez her iki halde de bol bol kusuyor. Özellikle kusma işlemini benim omuzumda iken yapması sebebi ile bu ayda kıyafetlerimde ki en büyük aksesuar kusmuk oldu. İlk günler kızım her kustuğunda onun kıyafeti ile birlikte kendi kıyafetimi de değişiyordum. Ama ilerleyen günlerde kendi kıyafetimi öyle sık sık değişmez oldum. Nede olsa onun kusmuğunun kokusu bana dünyanın en pahalı parfüm kokusundan dahi güzel kokuyor. Ama tabi kızımın kıyafetlerini yine günde en az 4 defa değişiyorum.
Nede olsa bugünlerde en büyük hobim kızıma farklı farklı kıyafetler giydirip, fotoğraflarını çekmek. :) Bakınız 1 aylıkken çektiğim 1. aylık konseptli fotoğrafımız..


Uyku düzenini oluşturmak için elime bir kalem ve not defteri alıp, uyuyup, uyandığı saatleri yazıp, bir düzen oluşturmaya çalıştım. Şimdilik o düzeni tam oturtamamış olsakta; oluştu gibi. İnşallah ilerleyen aylarda bu düzeni tamamen oluştururum.


Uyutma şekli; kızımı emzirip, gazını çıkardıktan sonra küçük, seyyar beşiğine koyup sallayarak uyutuyorum. Beşiği sallarken huysuzsa ninni söylüyor. Ama öyle huysuz değil, uslu uslu beşikte bakıyorsa elime kitap alıp. Bir yandan kitap okuyup, bir yandan da beşik sallıyorum. Hatta dün kitap okurken aklıma gelen bir konsept ile kızımın fotoğrafını çekip, instagramda paylaşmıştım.


Veee gaz sorunu. İki tane erkek çocuğu büyütmüş bir anne olarak erkek çocuklarında ki gaz probleminin ne kadar can sıkıcı bir sorun olduğunu çok iyi bilirim. Ancak hamile iken; kız anaları genellikle gaz problemini erkek çocuklarına nazaran kızlarda daha az yada hiç olmadığını söylemeleri üzerine 'gaz problemi yaşamayacağım' diye seviniyordum. Ne yazık ki erken sevinmişim. Benim kızımda da gaz problemi var. Hatta yanında bonus olarak zaman zaman büyük tuvaletini yapmakta zorluk çekmede eklendi. Özellikle gazı sıkıştırdığında bazen öyle kızarıyor ki. O halini görmeniz lazım. Gerçekten de çok komik oluyor.

Evet biliyorum her çocuk farklıdır. Bu çocuklar aynı karın içinde büyümüş olsalar dahi... Çünkü her çocuk kendi hikayesini kendi yazar... Ama bir şey daha biliyorum. Annelik ise tecrübe kazanıldıkça tatlanan bir duygu. Her çocukta ayrı tatlanan annelik duygusu 3. çocuktan sonra tadından yenmez bir hal alıyor. 

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Siz de ankastre renginin mutfaklara çok yakıştığını düşünenlerden misiniz? Bu yıl ankastre renklere ilgi çok fazla: Gümüş grisi bu renk, m...

Siz de ankastre renginin mutfaklara çok yakıştığını düşünenlerden misiniz? Bu yıl ankastre renklere ilgi çok fazla: Gümüş grisi bu renk, mutfaklarda hakikaten güzel duruyor ve bulunduğu her ortama değer katıyor. En çok da buzdolabı modellerine yakıştığını düşünüyorum, ankastre renkli buzdolapları mutfakların gerçekten de havasını değiştiriyor. Bu nedenle Uğur Soğutma’nın UES 585 D2K NFI A++ isimli buzdolabı modelini görür görmez sipariş etmeye karar verdim: Ankastre renginin en şık tonunu kullanıyor.

Sevdiğim bir renge sahip olması, tek tercih nedenim değildi elbette. Uğur Soğutma’yı gayet iyi tanıyorum, 60 yıldan fazladır derin dondurucu modelleri ile soğutucu cihazlar üretiyor. Açıkçası, bu sektörde rakibi olduğunu düşünmüyorum ve buzdolabının da bir soğutma uzmanından alınması gerektiği kanaatindeyim. Hem markayı, hem de ankastre rengini görür görmez satın alma kararı vermem bundan kaynaklanıyor. Buzdolabını yaklaşık 3 aydan bu yana kullanıyorum ve izlenimlerim şöyle:

İç hacmi 585 litre ve fazlasıyla yeterli geliyor. Açıkçası bu büyüklükteki bir iç hacmi, çoğu marka ancak en üst düzey ve en pahalı modellerinde sunabiliyor. ’da ise standart geliyor! Buzdolabı içerisindeki şeffaf sebzelik bölümü özel, zira nem kontrolü yaparak sebzelerin daha uzun süre taze kalmasını sağlıyor. Ayrı bir “0 derece” bölümü de var, süt ve et ürünlerini bu bölüme koyarak kullanım ömürlerini uzatabilirsiniz.

Buzdolabının no-frost özelliği var ve dondurucu bölmesinin kapasitesi tam 97 litre. Çoğu aile için fazlasıyla yeterli olacak bir kapasite bu. Isı kontrolü tamamen otomatik, bu da maksimum seviyede enerji tasarrufu yapmasını sağlıyor. Dış kapağı üzerinde bir LED gösterge var, hem çok şık duruyor ve hem de kapağı açmadan buzdolabı kontrollerine ulaşmanızı sağlıyor. Buzdolabını geceleri de kullanmayı sevenlerdenseniz hiç merak etmeyin: LED aydınlatması, toplam 5 adet temperli cam rafı mükemmel bir şekilde aydınlatıyor. Fiyatının çok üzerinde özellikler sunan UES 585 D2K NFI A++ modelini satın aldığım için çok mutluyum, mutfağım hem çok daha şık bir hale geldi ve hem de çok kaliteli yeni bir buzdolabım oldu! https://satis.ugur.com.tr/item/ues-585-d2k-nf-a/100030 adresinden siz de sipariş verebilir, ödemenizi 12 taksit halinde yapabilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

Her ne kadar ''Annelerin değeri bir günle kısıtlı olamaz. Her gün hatırlanması gerekli. Ve anneler gününde ben tüketin çılgınlığın...

Her ne kadar ''Annelerin değeri bir günle kısıtlı olamaz. Her gün hatırlanması gerekli. Ve anneler gününde ben tüketin çılgınlığına dur demek için, hediye istemiyorum'' desekte...

Hangi anne, hatta anneden ziyade hangi insan hediye almak istemez ki? Bence hediye alınca tebessüm etmeyen ve mutlu olmayan insan yoktur.

O zaman analar, bırakın alçak gönüllüğü, senenin bir günü 'anneler günü' demişler ve bizlere hediyeler alıp, şımartılmanızı istemişler. Bence bizlerde ''yok yavrum bana hediye alma, istemem'' diyerek çocuğumuzun şevkini şimdiden kırmayalım. İsteyelim, isteyebildiğimizi. Hatta çocuklarımıza o gün gelmeden bir kaç gün önceden onların kulaklarına ufaktan ''pazar günü anneler günü, belki anneler günü için hediye almak istersin. Al bu harçlığı'' diye kulaklarına fısıltayarak, ceplerine harçlıklarını koyun. Çekinmeyin, utanmayın. Onlar sizin çocuklarınız. Onlardan da utanacaksanız, işiniz var...

Senede bir gün bizi şımartmışlar, hediyeler almışlar çok mu? Bence değil.  Hatta az bile.
Bakmayın şimdi size bunları yazdığımı, bende öyle çocuklarımdan ağzım ile hediye isteyemem. Ama iş kocişko olunca isterim. Hatta kocam sana söylüyorum, çocuklar siz anlayın mantığını dahi kullanmışlığım olur. Ama bu sene ailemize yeni gelen pamuk şekerim sebebi ile gözümde ne anneler günü, nede hediyesi vardı. Nede olsa ben hediyelerin en güzelini Miray'ımı kucağıma alarak, almıştım. Kızımdan daha güzel ve değerli bir hediye düşünülemezdi...

Ama çocuklarım benim böyle özel günlere ne kadar takık bir ana olduğumu bildiği için. Emir'im yine beni şaşırttı. Ben bu çocuğun sürpriz anlayışına ve o günü bir gün önceden kutlamasına hayranım. Böylece hiç aklımda yokken; pattadan karşıma çıkıp, elinde hediye paketi hediyeyi veriyor. Ki genellikle hediye aldığım anlar çok stres ve sinirli olduğum anlara denk geliyor. Hediyeyi görünce surat ifademin nasıl değişip, yumuşadığını varın siz hayal edin.

Bu cumartesi Miray'ın gaz problemi ve Efe'nin eskisi kadar onunla ilgilenemediğim için beni bunalttığı bir anda. Emir elinde hediye paketi ''Anneciğim anneler günün kutlu olsuun'' diyerek bana uzattı. Önce bir afalladım ''Ne oluyor'' diye sonra ''Sahi ya bu pazar anneler günüydü'' demi diyerek sevindim. Sonrada kuzuma sarılıp, onu bağrıma basıp, öylece kaldım. Evlat kokusu ve sevgisi gerçekten de bambaşka bir şey. Hele birde oğlum gibi büyüyüp, sizin emeklerinizin farkında olup, sizleri düşünüp, sizlere hediyeler aldığını görmeniz anlatılması imkansız bir duygu, mutluluk...



Bu arada ZEVKLİDE kerata. Hediye seçimini hiç kimseden yardım almadan, tamamen kendi zevk ve düşüncesine göre yapıyor. Ki en çok hoşuma gidende bu zaten. Kimsenin hatırlatmasına gerek duymadan kendi düşünüp, yapıyor olması....

Evet romantik, hassas ve düşünceli bir oğlum var. Ama kocişkonunda hakkını yemeyelim. Oda artık eskisi gibi hediye almamak için bin türlü bahaneler sunan adam değil. Onun yerine tıp ki Emir'im gibi düşünceli, hassas ve romantik bir adam oldu. Alttaki bileğimdeki saatte onun 'anneler günü hediyesi...


Peki ya ak kuzum ve pamuk şekerimin hediyeleri ne mi? Pamuk şekerimi her emzirdiğim de gözlerini kocaman açarak, bana hayran hayran bakması. Bana en büyük hediyesi. Ak kuzum ise bana bakkaldan en sevdiğim cipsten alıp, ''Anneciğim anneler günün kutlu olsun'' dedi. :)

Ve son olarak; Doğurmuş, doğurmamış,
Doğurduğunu bağrına basmış, doğurduğunu bağrına bile basamamış,
Kendi anne olan, vicdanı anne olan, ruhu anne olan, bütün kocaman yürekli kadınların
anneler günü kutlu olsun!..


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

5.sınıfa yani yeni sisteme göre orta okul 1. sınıfa giden oğlumun (hatta diğer öğrencilerin velileri ile de konuşunca tespit ettiğim şe...

Ortaokul Öğrencilerinde Görülen Olumsuz Davranışlar


5.sınıfa yani yeni sisteme göre orta okul 1. sınıfa giden oğlumun (hatta diğer öğrencilerin velileri ile de konuşunca tespit ettiğim şekilde; o öğrencilerinde) davranışlarında ve okul başarılarında gözle görülür bozukluk var. Tabi biz velilerde ilk 4 yıl boyunca gayet sakin ve anlayışlı çocuğa ne oldu da bir anda öfke patlaması yaşıyor? Diye sormadan edemiyoruz
.
Benim tespitlerime göre orta okula başlayan çocuklarda görülen farklılıklar

  1. Popüler olma isteği. Bunun içinde gereksiz şakalar yapıp, olmadık yerde konuşmaya başlıyorlar. Bu popülerlik duygusunu en çok arkadaşları içinde yaşamak istediği için sınıfında daha çok yapıyor. Hatta bazı ders öğretmenlerinden duyduğuma göre; bazen ders sırasında parmak kaldırıp, söz alır. Sonrada o dersle alakalı olmayan bir şeyler söyleyerek güya espiri yapmak istermiş. Normalde oğlumun yapacağı bir davranış değildir. O yüzden ilk duyunca çok şaşırmıştım.
  2. Sosyal medyadan hesap açmak istemesi. Biz bu sene kardeşi ile ortaklaşa bir hesap açtık. Üstelik hesabını ben ve babası sürekli takip ediyoruz. Gerçi hesabı açınca daha çok kullanmak isteyecek diye tahmin ediyordum. Ama neyse ki düşündüğüm gibi olmadı. İlk açtığımızda bir kaç öz çekim çekip, paylaşmıştı. Ama artık hevesini aldı. Bazen günlerce hesabına hiç girmediği zamanlar oluyor.,
  3. Dış görünüşüne daha fazla özen göstermek. Gerçi bu maddeyi henüz 7 yaşındaki çocuklarda dahi görülüyor. Ama benim oğlumda normal zamanlarda öyle dış görünüşüne ve nasıl göründüğüne pek önem vermezdi. Bu dönemde saçlarına fena halde takmış durumda saçlarını kestirmek istemiyor. Saçlarının önünü uzatıp, gözlerinin içine kadar giren kar külünden hiç rahatsız olmuyor. Üstelik zaman içinde konuşurken, otururken sürekli elleri saçlarında, saçları ile oynamayı tik haline getirecek diye endişe etmekteyim.
  4. Çok unutkan.  Bazen okulda defter ve kitaplarını unutuyor. Hatta üzerine giydiği hırka ve ceket gibi giysileri dahi unutup geliyor. Tabi okula giderken de; o günkü ders için götürmesi gereken materyalleri unutması da cabası
  5. Asiii! Bu aralar en çok şikayetçi olduğum davranışı. Bize (anne ve babasına) karşı çok asi. Bizim söylediğimiz sözü tutmuyor. Hatta her sözümüze muhalefet olmaya bayılıyor. 
  6. İsyankar. Zaman zaman 'neden ailenin en büyük çocuğu oldum ki?' 'keşke en büyük çocuk olmasaydım. Yada siz beni çok sevmiyorsunuz' gibi cümleler kurarak, hoşnutsuzluk duyduğunu dile getiriyor
  7. Dikkat eksikliği. Bunu da yine ders öğretmenleri ile konuşmam sonucu öğrendiğim bir özelliği. Aslında normalde çok zeki olan çocuk derslerine odaklanıp, dikkatini veremediği için. ders notlarında inanılmaz bir düşüş yaşandı. Ve halende yaşanmakta
  8. Dağınık... Evet huy olarakta fazla düzenli bir çocuk değildi. Ancak özellikle bu dönem dağınıklığını çantasının içi kalem açacağından, müspette kağıdına kadar bir sürü çöp sayılacak şeyler ile kitap ve defterlerini birlikte karman dolaş görmeye artık bünyem kaldırmıyor.
Gibi... Benim aklıma gelen ve çocuğumda çoğunluklu gördüğüm kötü huylar bunlar. Benim gibi ortaokul anası olan kişiler benim unuttuğum maddeler varsa ekleyebilir.

Ortaokul da her derse ayrı öğretmen girmesi ve kendilerinden büyük çocuklarla aynı okulda olmaları sebebi ile artık bir 'ben büyüdüm' duygusu oluşuyor. Ve bu duygunun verdiği ağırlık ile kendini bulma girişimine kalkıştığı için tüm duygu ve düşünceleri alt üst olduğu için ister istemez bir bocalama dönemine giriyorlar. Bu dönem onlar için ince bir çizgi var. Çocuklarımıza sahip çıkıp, onlara doğru yolu gösterirsek. Yine eski çocuğunuza kavuşabilirsiniz. Ama yok beceremesezsek; o zaman bize geçmiş olsun. O çocuğu tekrar eski haline döndürmek bizim için hayel olur. Yada eski haline dönmesi için zaman gerekli olur. Bu bilgiyi sınıf öğretmeninden öğrendiğim bir bilgi olduğu için buraya ekledim. 

Ben şimdilik oğlumu o çizginin kenarından çekemedim. Hatta zaman zaman diğer tarafa geçti, yada geçecek diye panikler yaşadım. Ama halen o çizgide duruyor gibi. İnşallah Allah'ın izni ile kuzum yine eski anlayışlı ve akıllı oğlum olacak. Allah tüm küçük ergen annelerinin yardımcısı olsun (amin)

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Hamileliğin son yıllarında has tahane çantası hazırlarken içine koyacağın en önemli malzemelerden biride lohusa geceliğidir. Doğum yaptıkt...

Hamileliğin son yıllarında hastahane çantası hazırlarken içine koyacağın en önemli malzemelerden biride lohusa geceliğidir. Doğum yaptıktan sonra, hastahane önlüğünü çıkarıp, lohusa geceliğini giyersin.

Lohusa geceliği seçimi yaparken, ilk dikkat etmemiz gereken unsur geceliğin düğmeli olması. Çünkü bebeği ilk günlerde sık sık emzirmek gerekiyor. O yüzden bebeğini emzirirken sana kolaylık olması açısından önden düğmeli yada yan taraflarından düğmeli olmalı. 

Pijamalarının beli ise ayarlanabilir olmalı. Nede olsa doğum yapınca hemen eski kilona hemen gelemezsin. O yüzden ne hamile halindeki gibi belin, nede ilk hamile kaldığın andaki gibi bir belin olamayacağı için, bel boyutu ayarlanabilir olması senin için iyi olur. 

Lohusalığın baş belası olan terlemeyi engellemek için ya %100 pamuklu kumaşlardan üretilmiş lohusa gecelik tercih edilmeli. Yada penye-pamuk karışık terlemeyi engelleyen kumaşlardan üretilmiş olmalı.

Tabi birde özellikle ilk hamileliği olan acemi annelerin ikilemde kaldıkları bir diğer konu ise gecelik mi? yoksa pijama mı olacağı? İki seçeneğinde avantajlı ve dezavantajlı yanları var.
Misal; Doğumhanenin buz gibi olması ve doğumhanede yaşanan travmadan kaynaklı ilk doğumdan çıktığın anlarda tir tir titrersin. Bu sebepten pijama sıcak tuttuğu için iyi bir tercih olabilir. Bir başka artı yanı ise pijamanın içinde rahat hareket edebilirsin. Kesinlikle toplanma yapmaz. 
Ama normal doğum değilde sezeryan yada dikişli doğumlar olması halinde ise gecelik olması gerekiyor. Dikiş kontrolünde sürekli pijama çıkarıp, giymekle uğraşmazsın. Yada sonda takılma gibi durumlarda da gecelik kullanmak şart olur. O yüzden 3 defa lohusalık geçirmiş bir bayan olarak buradan sizlere tavsiyem hastahane çantasında en az birer tane lohusa geceliği vede lohusa pijaması bulundurun. Nede olsa her ihtimali düşünmek gerekiyor.

Lohusa Gecelik Seçimi Nasıl Olmalı?

Peki şimdi lohusa geceliğini nereden almak gerekir? Diye bir soru kafanıza takıldıysa. Yine sizlere nacizhane bir tavsiye iç giyimde bir sürü farklı model sunan ifondi çok güzel bir tercih olur. Çünkü ifondi sitesinde üretilen tüm ürünler yerli malı olup, sağlığa zararlı hiç bir şekilde kumaş kullanılmamış. Sitedeki ürünlerin hepsi yüzde yüz orijinal ve tasarım parçalar. Üstelik hamile ve lohusa takımlarında %44'e varan indirimlerde bulunmakta. Bence bu fırsat kaçmaz. Sizlerde hemen sitedeki ürünlere bir göz gezdirin.

Günümüzde her zaman şık ve hoş olmayı isteyen biz bayanlar, doğum sonrasında da bu şıklıklarımızı devam ettirmeyi amaçlıyor ve bakımlı görünmeyi arzu ediyoruz. Lohusa pijama veya geceliklerimizin kalitesi ve rahatlığı, kendimize olan güvenimizin tazelenmesi ve iyi hissetmemiz açısından önemlidir. Birbirinden güzel modeller arasında bizi yansıtan pijamaları ve özellikle mevlitlerde giyilen saten, göz alıcı lohusa gecelikleri giyerek, hem anneliğin hem de kadın olmanın keyfini birlikte sürebiliriz.

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Ayakkabı alış-verişi yaparken genellikle topuklu ayakkabılar gözüme daha zarif ve şık geldiği için alırım. Ancak günlük hayatımda da misal;...

Ayakkabı alış-verişi yaparken genellikle topuklu ayakkabılar gözüme daha zarif ve şık geldiği için alırım. Ancak günlük hayatımda da misal; okula giderken, market ve pazar gibi yerlere giderken de topuklu ayakkabı yerine hemen ayağıma takıp, çıkabileceğim ayakkabıları tercih ediyorum.

O sebepten bende bu yaz bebeğimin kırkı çıkınca parklara ve gezmelere giderken ayağımın içinde rahat edebileceği bir ayakkabı almayı düşünürken. Gözüme takılan 'benim olsa, kesin giyerdim' dediğim ayakkabıları bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.

2017 Yaz Mevsimi Ayakkabı Seçimleri


Şuanda seçim yapacağım ayakkabıların en önemli özelliği içinde ayağımın rahat etmesi ve giyimi kolay olması geliyor. Ancak tabi şıklığı da es geçemiyorum. ;)

1. Mevsim yaz olduğu için, ilk ayakkabı seçimimi renkli bir ayakkabı seçimi güzel olur diye örgü desenli, eflatun renkli düz taban bir ayakkabı olarak belirledim. Bakınız burada

2. Seçimi ise bu aralar takık olduğum renk olan hardal sarısı renkli, düz rahat bir ayakkabı.Yazlık elbiselerin altında hoş olurdu, doğrusu. Burada

3. Evet renk yaza yakışıyor, ancak siyah renkte her mevsim yadırganmadan giyilebilen bir renk olduğu için,: 'acaba siyah, retro tarzında dolgu topuklu bir ayakkabı mı alsam?' diyede düşünmüyor değilim. Siyah ayakkabıda burada 


2017 Yaz Mevsimi Ayakkabı Seçimleri


4. Parmak arası sandaletler de parklara giderken ve tatile giderken giyilebilecek tarzda ayakkabılar olduğu için, Bohem tarzında papatyalı, düz taban, parmak arası sandalette de gözüm kalmadı değil. Beyaz renkli sandalet Burada 

5. Ve gül desenli, bej renkli, bohem tarzı sandalette ayrı bir güzel değil mi? Bej renkli sandalet ise burada

6. Bu tarz lacivert renkli bir ayakkabım var. Ayaklarda çok şık duruyor. O yüzden bu şekilde pudra renkli bir ayakkabı seçimi de fena sayılmaz. Sizce de güzel değil mi? Son ayakkabı ise burada 

Benim seçimlerim şimdilik bunlar, ancak halen bakınmak-tayım. Çünkü sitede farklı renk ve desenlerde o kadar çok tercih var ki; hangisini seçeceğim konusunda kafam çok karışık. Bakalım nasıl bir ayakkabı seçip, sipariş edeceğim?


Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Merhabalar sevgili arkadaşlar; Bugün sizlere geçmiş 23 Nisan gösterisini paylaşmak istiyorum. Evet biliyorum bu yayını paylaşmakta çok ge...

Merhabalar sevgili arkadaşlar;

Bugün sizlere geçmiş 23 Nisan gösterisini paylaşmak istiyorum. Evet biliyorum bu yayını paylaşmakta çok geç kaldım. Ancak bloğum aynı zamanda benim hayatımda değer verdiğim anları yazdığım bir arşivim olduğu için yazmak istiyorum. Ki zaten 23 Nisan Kutlaması'nı 23 Nisanda değilde 28 Nisanda kutlandığı için. Benim geç yazmamın pek önemi olmaz diye düşünüyorum.

İlk olarak 23 Nisan kutlamalarının neden 23 Nisan pazar günü değilde, 28 Nisan Cuma günü kutlandığını açıklayayım. 23 Nisan günü Türkiye genelinde yağışlı bir hava hakim olduğu için, zaten il ve ilçelerin çoğunda ya erken bir kutlama, yada geç bir kutlama yapıldı.
İyi mi oldu? Yoksa kötü mü oldu? Sorusunun cevabı ise düşünce ve bakış açısına göre değişir. İyi olmadı. Çünkü 23 Nisanı gününde kutlamak en güzeli olurdu. Ancak kötüde olmadı. Yağmurlu havada çocuklar incecik kıyafetler içinde üşüyecek ve ıslanacaklardı. En azında çocuklar sıcak havada üşümeden ve ıslanmadan gösterilerini rahatlıkla yaptılar. Tabi havanın güzel olması sebebi ile gösteriyi izlemeye gelen kişi sayısı da fazla olması çocuklar için ayrıca güzel oldu...

23 Nisan Gösterisi Ve Gösteriyi 11 Günlük Bebek ile İzlemem

Canım kuzum Bu yılki 23 Nisan gösterisi balkan danslarıydı. İlk olarak yavaş şekilde başlayan gösteri en sonunda hızlı damat halayı şeklinde devam etti. Aslında gösteri ile ilgili birde videom var. Ama gösteriyi izlerken zaman zaman duygusal anlar yaşadığım için elimi çok titretmişim. O sebepten video pek izlenilecek şekilde olmadığı için eklemeye gerek görmedim.

23 Nisan Gösterisi Ve Gösteriyi 11 Günlük Bebek ile İzlemem

11 günlük bebeğim ile oğlumun gösterisini ''izleyemeyeceğim'' diye düşünürken, kayın validemin teklifi ile hemi kızımı emzirip, ağlatmadım. Hemide oğlumun gösterisini rahat rahat izledim.
Nasıl mı? İzledim, çünkü kayın validem 11 günlük kızım ile arabada bekledi. Bende her saat başı arabaya gidip, kızımı emzirdim. Böylece iki çocuğumu da ihmal etmeden onların gönlünü ve ihtiyaçlarını gidermiş oldum.

Tabi oğlumun arkadaşları ile birlikte oynadığı halk oyunlarını görünce; lohusa kafası vede sulu gözlü bir anne olmamdan kaynaklanıyor olsa gerek; iki gözü çeşme ağladım. Etrafıma bakınca benden başka ağlayan kimsenin olmaması sebebi ile utandığım anlar dahi oldu. :( O değilde ne olacak benim bu duyguları yoğun yoğun yaşama halim yaaa?

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Güneş gözlükleri eskiden trend parçalarındandı. Ama artık trend parçalardan ziyade göz sağlığı için gerekli bir araç. Çünkü güneşin zararl...

Güneş gözlükleri eskiden trend parçalarındandı. Ama artık trend parçalardan ziyade göz sağlığı için gerekli bir araç. Çünkü güneşin zararlı ışınlarının direk gözünüze temas etmesini engelliyor. Böylece gözleriniz güneş gözlükleri sayesinde zararlı ışınlardan korunup, zarar görmüyor. Ancak piyasada ucuz çin malı olan gözlükler gözlerinizi güneş ışınlarından korumadığı gibi zarar dahi veriyor.
Sizlerde gözlerinizi güneş ışınlarının zararlı ışınlarından korumak istiyorsanız kesenin ağzını biraz açıp. Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı orijinal gözlükler alın. Tabi her ücreti yüksek olan gözlükte Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı gözlükler değil, bunu unutmayın. 
Gözleri çok hassas bir insanın, özellikle güneşli havalarda dışarı çıktığım zaman gözlerim yaşarır ve gözlerimi kısarak bakarım. Tabi bu durumda zamanla göz kenarlarında kırışma olacak. Sonrada yüksek ücretli kırışıklık kremleri almak zorunda kalacağım. Sizi bilmemem, ama benim güneş ışınları yüzünden erkenden kırışmaya hiç niyetim yok! Çaresi varken; neden lades oynayayım ki?
Gues marka güneş gözlükleri modellerine

Gönül rahatlığı ile Atasun optik'in internet sitesinden dünyaca ünlü ve tanınmış markaların gözlüklerine bakıp, bana en çok yakışanı seçeceğim. Evet güneş gözlüğü kullanmamın en büyük etkeni göz sağlığım için, ancak görüntüde önemli. Bana en çok yakışanı düşündüğüm bir güneş gözlüğüne sahip olmak aynı zamanda benim tarzımı ve stilimi yansıtacak. Eee o zaman ne duruyoruz hemen Atasun Optik'in internet sitesinde yer alan güneş gözlüklerine hep birlikte bakalım.
Bu sitedeki Gues marka güneş gözlükleri modellerine bayıldım. Özellikle bu modeller içinde Guess GU7468 10B 59 modeli çok hoşuma gitti. Bence bu model benim suratıma çok yakışacak. Ki zaten suratım her gözlük modelini kaldıracak cinsten olduğu için her model bana yakışıyor. :)
Gues marka güneş gözlüğü modellerinden GU7468 10B 59 model, 2 yıl garantili ve %100 UV korumalı olan gözlük görüntü olarak beni tamamlarken, göz sağlığımı da koruyor olacak. 
Eee o zaman ne duruyorum. Hemen bu gözlüğü kendime sipariş edip, bu yaz ailemle birlikte çıktığım tatilde bol bol kullanayım. Ne dersiniz güzel olmaz mı?

Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

En İyi Tarif Blogları
Bumerang - Yazarkafe
Blogger tarafından desteklenmektedir.