Yazar:  Radi Fiş Çeviri:  Mazlum Beyhan Sayfa Sayısı:  286 Baskı Yılı:  2006 Yayın Evi:  Evrensel basım Radi Fiş 1944 yılından...

Yazar: Radi Fiş

Çeviri: Mazlum Beyhan

Sayfa Sayısı: 286

Baskı Yılı:
 2006

Yayın Evi: Evrensel basım


Bir Anadolu Hümanisti Mevlana Kitap yorumu

Radi Fiş 1944 yılından beri Türk edebiyatı ile uğraşan bir Rus yazarıdır. Bir Anadolu Hümanisti Mevlana kitabı, tam 20 yıllık bir çalışmanın sonunda ortaya çıkmış bir eserdir.

Ahmet Ümit'in Babb-ı Esrar kitabını okuduktan sonra Mevlana'nın hayatında ne kadar eksik olduğumu anladığım için bir biyografik roman olan Bir Anadolu Hümanisti Mevlana kitabını okumak istedim. Çünkü bir Konyalı olarak, en tanınmış unvanı olan ve halen günümüze kadar büyük-küçük herkesin sevgilisi olan Mevlana Celaleddin Rumi'nin hayatını öğrenmem gerekiyordu. Bu eser sayesinde öğrendim de....

Mevlana Celaleddin Rumi'nin çocukluğundan ölümüne kadar tüm hayatını en ince ayrıntısına kadar ele alınmış bir eser. Arada büyük düşünür; yazarın tabiri ile ozanımızın eseri olan mesneviden bazı dizelerde serpiştirmiş. Güzelde olmuş...

Rumi ismini nasıl aldı?

Mevlana Celalettin Rumi yaşamının büyük bir bölümünü Müslümanların Rum diyarı adını verdikleri küçük Asya'da geçirdiği için kendisine Rumi de denilirmiş.

İlk eşi ve oğulları kimdir?

Mevlana ilk evliliğini Belhli Gevher hatun ile yaptı. Gevher Hatun ile evlendiğin de daha 17 yaşında idi. Gevher hatun en sevdiği eşi idi.Gevher'e duyduğu aşk Celaleddin'in ruhunun dilini bağlayan bağları çözmüş, ona yürek dilinin ilk sözcüklerini öğretmiştir. Zaten o öldükten sonra resmen kanadı kopmuş hissine kapılmıştır. Gevher Hatun daha Konya'ya gelmeden Larende'deyken doğurduğu iki oğlu vardı. Bunlardan büyük olan 
Veled: Baba adını ona vermiş ilk oğludur. Veled mizaç olarak çok yumuşak huylu, babasının bir dediğini iki etmeyen, babasına sadık bir çocuktur. Evliliğini babasının Şems Tebrizden sonra en çok sevdiği dostu olan kuyumcu ustası Selahaddin'in kızı Fatıma ile yapmıştır
Alaeddin: ise yine Gevher hatundan olma ikici oğludur. Bu oğlunun ismini hasta kardeşinin ismini vermiştir. Alaeddin büyük oğlu Veled'in huyunun tam zıddıdır.  Ateşli, öfkeli, kinci, asi, baş kaldıran, babasının tasnif etmediği tüm huyları üzerinde barındıran bir çocuktur. Zaten Mevlana Celaleddin Rumi'de en çok bu oğlundan çekmiş ve en sonunda onu reddetmiştir.

Celaleddin Rumi'nin ikinci eşi ve bu eşinden olma kaç çocuğu vardır?

Celaleddin Rumi ilk eşi Gevher hatun öldükten sonra bir dul kadın olan Kira hatun ile evlendi. Güzel, uysal bir kadın olan Kira hatunun ilk kocadan olma oğlu Yahya'yı da Celaleddin Rumi kendinin oğlu olarak kabul etti. Kira hatunda biri kız ve biri erkek olmak üzere 2 çocuk doğurdu.
Ama bu eşini ilk eşi Gevher hatunla yaşadıkları aşkı yaşamadı. 
Celaleddin Rumi geceleri, insan boyundaki çıraların ışığında durmaksızın, babasının söyleşilerini ve Seyid'in öğütlerini okuyordu. Gündüzleri ise; İlahiyatla ilgili çeşitli sorunlar üzerinde düşünüyor ve Arap ozanı olan Muttannabi'nin şiirlerini okuyordu.

Şems-i Tebriz'i ile ilk nerede karşılaştı?

Konya'nın merkezine yakın Selçuklu palası, Milli Eğitin Bakanlığının İl Müdürlüğünün karşında; Merc el Bahreyn'dir. Yani ''iki denizin kavuştuğu yer''

'İster parlatılmış bir metal, ister durgun bir su yüzü olsun; ayna olmadı mı, insan kendi yüzünü göremez. Bir başka insan olmadı mı, insan kendini anlayamaz; insan ancak başka insanlar aracılığıyla kendini gerçekleştirir, kendini anlayabilir. Ama insan ayna değildir. İnsan hem ışık yayıcı, hemi de yansıtıcıdır. Aynı anda hem özen, hemde nesnedir.'

Şems Tebriz-i ile hiç ara vermeden 3 ay söyleşisi olmuş. Bu süre zarfında Celaleddin Rumi'yi tanıyan herkes onun değiştiğini; adeta Celaleddin ölmüş, onun yerine bir başkası doğmuş hissine kapılmışlardı.
Çünkü Celaleddin Şems'le karşılaştığından itibaren onsuz adım dahi atmıyor. Onun yüzünü görmedi mi, gözleri nursuz kalmış gibi oluyordu. Ondan ayrı kalmaya dayanamıyordu.Onun denizinde yaşayan bir balığa dönüşmüştü. 

Onun bu haline Konya alimleri, bilginleri, sufileri ve Mevlana'nın müridleri rahatsız olmaya başladılar. Şems bu durumu görünce aziz dostu Celalaeddin'in daha fazla yaralanmaması için 15 Şubat 1246 günü ansızın çekip gitti.


Şems'in gitmesi

Celaleddin, Şems'in gitmesi ile birlikte ne doğru düzgün yiyip, içiyor. Nede diğer insanlar ile sohbet ediyordu. Hindibahri kumaşından bir bir farece diktirmiş. Rengi eski İran'da yas rengi olan 'duhani' yani siyaha yakın mor renkte idi. Şekeraviz denilen, altı geniş, üstü dar bir sarık sarmıştı. Ayağına da tıp ki Şems gibi raks etmeye uygun yumuşak deriden yapılmış, çizmeler giymeye başladı.

Bir daha ne kürsüye, ne de camide minbere çıkmadı. Onun yerine sürekli şiir, müzik ve raks toplantıları yapmaya başladı. 

Şems'in geri dönmesi

Aradan tam bir yıl geçtikten sonra üstü başı perişan bir derviş; Şemsten bir mektup getirdi. Bu muştulu haberi alan Celaleddin üzerindeki çizme ile feracesini kalenderi dervişe verdi. 
Celaleddin hemen ertesi gün aynı dervişe; Şems'e vermesi için para pul ve mektubuna cevap yazıp, verdi.
Sonrada büyük oğlu Veled'i Şam'a gönderip, Şems'i getirmesini istedi. Veled aradı, taradı; ama Şems-i Şam da bulamadı. Onun yerine Halep'te buldu.
 Sonrada Şems ile konuşup, onu ikna edip Konya'ya getirdi. 8 Mayıs 1247 de.
Şems geri geldikten sonra yine eskisi gibi coşku dolu yaşam başladı. Her akşam, bütün gece süren sema alemleri düzenleniyordu.

Şems'in evliliği

Celaleddin Rumi'nin 16 yaşında ki evlatlığı Kimya ile evlendi. 
Kimya güzel bir kızdı. Onun asi ve ateşli oğlu Alaeddin 14 ünü doldurunca kendine almak istemişti. Ama Celaleddin  çok sevdiği evlatlığını hem de 3. karı olarak -kendi oğlu dahi olsa- Alaeddin gibi birine vermek istememiş. Onun yerine Şems Tebriz'e vermişti.

Kimya'nın ölümü

Kış başlarında kuyumcu ustası Selahaddin, öbür fütüvvet erleriyle birlikte Celaleddin ve Şemseddin'i bir sema alemine çağırdı. İki gün iki gece sürdü bu sema alemi.
Bu günlerde Şemseddin evde yokken Kimya gecelemek için Kira Hatun'un yanına gitti. 3. gün ocağı yakmak için evine gittiğinde; yatağın hemen yanına, yere bırakılmış bir tepsi gördü. Üstü örtülü olan bu tepside bir tepsi baklava ve börek vardı. Tepsinin hemen yanında da koca bir karpuz. 
Baklavayı gören Kimya Şemseddin'in ona sürpriz olarak gönderdiğini düşündü. Çünkü baklava Kimya'nın en sevdiği tatlıydı. Bu sevinç ile daha fazla dayanamayıp, hemen baklavanın hepsini yedi. Karpuzu Şemseddin'e bıraktı. Çünkü Şemseddin her sema dönüşü içinin hararetini karpuzla giderirdi. Ama o kadar baklavanın üstüne iyice susayan Kimya 'bir parçacık yesem bir şey olmaz' diyerek karpuzu da kesip, bir dilim yedi. 

Öğleden sonra eve gelen Şemseddin, Kimya'nın onu karşılamadığını görünce hemen hücreye girdi. O sırada karısının bacaklarını iyice karnına çekip, yatakta kıvrandığını gördü. Kıvranışlar sonunda da öldü.

Radi fiş bu kitapta Kimya'nın zehirlenerek öldüğünü yazmış; ama Ahmet Ümit ise bab-ı esrar kitabında Kimya'yı Şems kıskançlık sonucu boğarak öldürdüğü yazıyordu. Hangisi gerçek şimdilik bir fikrim yok? Gerçeği bilen varsa benimle de paylaşırsa çok sevinirim.

Şems'in ölümü

5 Aralık 1247 perşembe günü Şemseddin hücresinde yalnızken, akşam dışarıdan kendisine seslenildiğini duydu. Ve dışarı çıktı. Dışarı çıkınca Celaleddin'in oğlu Alaeddin de içinde olmak üzere 7 kişi tarafından hançerlenerek öldürülmüş. 
Veled sürekli uykusundan bağırarak uyanıyor, ağlamaya başlıyordu. Yıllar sonra yine bir gece Veled yine dehşetten inleyerek uyandı uykusundan.
Gündüz akıl edemediğimiz, yada aklımıza dahi getirmek istemediğimiz şeyleri gece akıl ederiz. Çünkü bilinçaltı, küçük bir takım işaretleri, belli belirsiz bir takım izleri, imaları, kinayeleri, tam algılanamayan uçuk bir takım duyumları birleştirerek çalışmasını uykuda da sürdürmektedir. 
Gördüğü düşün tesiri ile yanına en sadık 3 adamını da alıp, rüyasında gördüğü yere gidip, o kuyunun içine baktı. Ve o kuyudan Tebrizli Şemseddin'in cesedini buldu. Ve o cesedi kimseye göstermeden gömdü. Çünkü iyice yaşlanan babası biricik dostunun bir cinayete kurban gittiğini öğrenirse, o acıya daha fazla dayanamaz diye düşündü.

Kuyumcu ustası Selahaddin

Şemsedin'in ölümünü sezen Celaleddin bu sefer okuma yazma dahi bilmeyen Konya'lı kuyumcu ustası Selahaddin'in aynasında hem kendi yansısını, hem de Şems'in yansısını gördü. Ve bundan sonra 13 yıl hiç ayrılmadı. Halk yine Şems'e yaptığı gibi Selahaddin'e de baskı yaptılar. Ancak Selahaddin, Tebrizli Şemseddin gibi tek başına yalnız değildi. Onun arkasında koskocaman Konyalı zanaatkarlar vardı.

Zaten yaşlı olan Selahaddin iyice yaşlanması sonucu öldü. Bir dostunu daha kaybeden Celaleddin,, Selahaddin'i kaybettikten sonra tam 5 yıl sustu. 

Selahaddin den sonra Konya ahilerinin oğlu olan Hüsameddin ile birlikte söyleşti. Onun her sözünü ve şiirini Hüsameddin kaleme alarak Mevlanan'nın tek eseri olan ''mesnevi'yi'' yazdı.

Biliyorum bu kitap yorumu, öyle alışa gelmiş kitap yorumları gibi olmadı. Ancak benim gibi Mevlana Celaleddin Rumi'nin hayatına pek vakıf olmayan kişiler için bilgi verilmesi maksatlı yazdım. Tabi kitabı edinip, okursanız daha fazla bilgi sahibi olursunuz. Çünkü kitapta bundan daha fazlası mevcut. Ben bu postu daha fazla uzatmamak adına bazı konuları yüzeysel olarak aldım. Umarım bilgi almak isteyen kişilere faydası olur....


Hoşça kalın.









Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım
En İyi Tarif Blogları
Bumerang - Yazarkafe
Blogger tarafından desteklenmektedir.