İnsan oğulları olarak bizler bazen hayat telaşı vede kargaşaşısına öyle bir kendimizi kaptırıyoruz ki. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi.. Ama ...

İnsan oğulları olarak bizler bazen hayat telaşı vede kargaşaşısına öyle bir kendimizi kaptırıyoruz ki. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi.. Ama hayat bazen hiç beklemediğimiz bir anda başımıza öyle bir olay çıkartıyor ki bizim aklımızı tekrar başımıza almamıza sebep oluyor. O olay sırasında bir şöyle irkilip, kendimizi toparlayıp, ölüm var\Eğer vademiz dolsa idi oda bahane olacaktı belkide... gibi düşüncelere kapılıp bir panik yapıyoruz.




















Aradan bir kaç gün bilemedin bir hafta sonra o olayı tamamen unutup,
yine aynen kaldığımız yerden dünya telaşı için koşuşturmaya devam ediyoruz... Diyorum...

Çünkü benim başıma gelen küçük bir kaza sonucu eğer ben ölsem çocuklarıma kim bakacak? Çocuklarım ve eşim ne olacak? Dahada önemlisi ben kendi amelimi ahiret için hazırladım mı? Orada Yüce Yaradanın karşısına çıkınca ne yapacağım?... Gibi, kafamda bir sürü deli sorular dolaştı.
En acısı da ben bu soruların hiç birine doğru düzgün cevap bulamadım... :(

Dün ikindi vakti Efe önce yine her zaman ki gibi ''anne canım sıkılıyor'' demeye başladı. Önce bir iki oyaladım filan olmadı. Daha sonra ünlü bir pedagoğun yazısında:
'' canı sıkılmanın aslında bizim düşündüğümüz gibi kötü bir olay değil. Aksine iyi olduğunu, o çocukta yaratıcı gücünü geliştireceği yazıyordu..''
Bu yazıdan sonra Efe'ye ''düşün bakalım oğlum ne yapabilirsin? Elbet yapabilecek bir şey bulabilirsin'' dedim. Oda bir müddet canım sıkılıyor dedikten sonra kendi kendine oyun oynamaya başladı... 

Sonra oğlum ile birlikte salona geçip -kapıyı da kapattıktan sonra- birlikte Kur'an-ı Kerim okumaya başladık. Tabi bu esnada ocağa koyduğum düdüklü tencereyi tamamen unutmuşum. Aradan bir saat kadar zaman geçtikten sonra tamamen tesadüfen antreye çıkınca gördüm ki. Her taraf kap-karanlık bir duman kaplı ve çok pis şekilde yanık kokusu var. Hemen aklıma ocak geldi ve mutfağa koştum. Mutfakta yanan ocağı kapatıp düdüklü tencereyi ocaktan alıp soğuk suyun altına koydum. Sonrada  göz gözü görmeyecek şekilde eve dolan dumanı çıkarmak için kapı, pencere ne varsa açtım. Saat 17.50 gibi gerçekleşen olay ile havalandırdığım evi gece yarısına kadar kapıları açtım. Ama duman kokusu halen geçmedi.

Sabah kalkıp Emir'i okula bıraktıktan sonra tekrar tüm kapı ve pencereleri açmama rağmen halen evde koku tam olarak gitmemiş. Durumda... :(

Bu şekilde belkide büyük bir kazayı, çok şükür ucuz şekilde atlattık. Ama ben bu olaydan sonra -dünden beri hayatın ne kadar kısa olduğunu bir kez daha canlı canlı olarak görmüş oldum..

Hayat, hakikaten de bir masal gibi bir varmış, bir yokmuş şeklinde. Ve bir pamuk ipliği ile bağlı... O ip belkide hiç beklemediğimiz ve ummadığımız bir anda ansızın kopacak...

Hoşça kalın...

Bumerang - Yazarkafe

UYARI

Bu blogta yer alan tüm yazılar bana aittir. Söz konusu içerikler benim iznim olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, işlenemez, değiştirilemez veya başka internet sitelerinde ya da basılı veya görsel yayın yapan diğer mecralarda yayınlanamaz.
Blogger tarafından desteklenmektedir.