Arabasız büyük şehirde yaşamak bir işkenceymişte hiiiç haberimiz yokmuş ya!.. Vallahi ne yalan söyleyin,  (övünmek gibi olmasın ama) hayat...

Arabasız büyük şehirde yaşamak bir işkenceymişte hiiiç haberimiz yokmuş ya!.. Vallahi ne yalan söyleyin,  (övünmek gibi olmasın ama) hayatım boyunca devamlı bir özel arabamız oldu o sebepten öyle büyük şehir arabalarıdır, dolmuştur pek binmedim. Ara sıra binmişliğim vardır oda öğrencilik yıllarımda. O yıllarda da sırf okuldan kaçmak için. Yoksa okula giderken de servisim vardı.

Hadi o zamanlar gençtik tek başımıza idik öyle çocuktur, elinde kocaman bir çanta olmadığı için toplu taşıma araçları ile yolculuk yapmak pek zor bir şey gibi gelmiyor. Hatta eğlenceli dahi oluyordu... Ama şimdilerde yolun yarısına iyiden iyiye yaklaşmış bir karı koca, üstelik birde öyle kapalı ortamlarda hemen sıkılan iki tane bebe ile bir toplu taşıma yolculuğu gerçekten de çook büyük işkence...

En son burada yazdığım dolmuş yolculuğundan sonra; dolmuşa bir daha binmedim. Ama eşimin, 'çocuklara değişiklik olur' diyerek hep birlikte gezmelere gidelim teklifi üzerine, belediye arabası ile gezmelere gitmeye karar verdik. Ne var canım bu dolmuş değil ya, dolmuş gibi dengesiz; giderken mıy mıy her durakta durup daha sonrada acaba müşteri gelecek mi diyerek en az 10 dakika o durakta oyalanacak. Daha sonrasında ise dönerken de sanki tabakhaneye .... yetiştirecek gibi son surat gidip. Müşterileri indirirken de müşterin daha bir ayağı yere değer değmez hareket etmeye hazır vaziyette ikinci ayağının inmesini beklemeden dolmuşun gazına basacak değil ya.. Cık kkk olur mu hiç öyle, olmaz!...

Eşimin dediğine göre öyle eskisi gibi saatlerde otobüs beklemekte yok, saatinde duraklarda olmak zorunda oldukları için öyle ne çok yavaş nede çok hızlı sürerlermiş. Peki öylemi derseniz? Evettt öyle bak, Allah var tam saatinde otobüs durakta oldu. Ohhh koltuk boştu da hemen koltuklara ailecek bir güzel kurulduk da... Ohhh var mı bizden keyiflisi?.. :) Derken yine otobüs dolmaya başladı.. Eeee tabi dolacak babamızın özel arabası değil ya, önce çocuğun birini kucağımıza alıp birine yer ver. Daha sonrada diğerini alıp bir başkasına yer ver derken, çocukların ikisini de kucaklarımıza alıp yolculuğumuza devam ettik. Tamam o kadar da olsun adı üstünde toplu taşıma aracı; o sebepten dolması çok normal, ama benim büyük oğlanın midesi bunu anlamıyor ki. Çocuğun yüzü gözü yine kireç gibi oldu. Kustu kusacak durumunda ben yine içten içe okuyup üflemelere, dualar etmeye başladım.
-Allah'ım yalvarıyorum sana kusmasın da; rezil olmadan bu otobüsten inelim diyerek. Yüce yaradan ne kadar büyük ki, benim gibi günahkar bir kulunun dualarını dahi kabul etti. Sorunsuz şekilde gidişi yaptık....

Evett gidişi yaptık ama ya bunun dönüşü... Pufffff bunun dönüşünü, ailecek düşündükçe afakanlar basmaya başladı. Hatta bir ara Emir: ' Anne hiç bir yere gitmeden hadi tekrar eve dönelim de kurtulalım bu düşünceden' dedi... :)
-Aaa hiç öyle olur mu oğlum daha dur önce bir alış-veriş yapalım (aklımızda yeni ev için antreye yolluk alma fikri var) daha sonradan Emrelere gideceğiz. Bak haber verdik bizi bekliyorlar. Daha sonra gideriz, hem zaten akşamları da otobüs boş olur. demi babası...

'Demi babası' dedim ama ne babanın yüzüne bakıp nede onu dinliyorum.  Öyle lafın gelişi soruyorum. Zaten dönüş korkusu var birde bu korkuya 'yok olur mu akşamları daha çok dolu olur' gibi bir kötü söz duyarak günümü rezil etmek istemiyorum. Sonra o dükkan senin, bu dükkan benim hepsini dolaştık ama ne ben bir halı beğenebildim. Nede o halıyı o otobüs ile eve götürmeye gözümüz yemedi. O sebepten;
-Amannn boş ver bizim semtte sanki hiç yolluk yok mu oradan alırız. Boş ver şimdi yolluğu diyerek yolluk almaktan vazgeçtik. Hatta tek yolluk almak değil, her şey almaktan vazgeçtik. Nedeni ise kendimize hiçbir şeyi yük etmek istememiz. ;)

Emrelere gidip önce çay daha sonra yemek, sonra yine çay içerek bir 3-4 saat durduk sonra yolcudur abbas yol versen durmaz diyerek tekrardan kabuslu toplu taşıma yolculuğuna doğru yol aldık. Bu arada Emregilin evinin yakınında da bizim oraya giden otobüs yok. Onun için merkeze gitmen lazım. 'Merkeze gitmek için acaba dolmuşa binelim mi? ' dedim. Veee der demez ağzımın payını aldım. ''Yoook dolmuşa bir daha binmezlermişşş''. İyi siz bilirsiniz, o kadar yolu yürümek isterseniz yürüyelim. benim canıma minnet. Ben yürümeyi severim. diyerek yürümeye başladık. Hani fenada etmedik konuşarak, güle, oynaya merkez durağa kadar yürüdük. Sonra o durağa gelince durduk. Emir:
-Anne otobüse de binmeyelim bu şekilde evimize kadar yürüyelim mi diyerek biraz tutturdu...

Ama daha sonrasından ona böyle bir şeyin mümkün olmayacağını evimizin çook uzak olduğunu söyleyerek onu zar zor ikna ettik. Neyse efendim daha fazla uzatmadan saadete geleyim, bir 15 dakika bekleme sonucu tam orada yazılan saatinde otobüs yine durakta oldu. Hııı bak söylemeyi unuttum bu arada durakta da en az 20 kişi var. Ama ben ''herkes bizim oraya gidecek değil ya'' diyerek. Kendi kendime teselliler veriyorum. Ama içimden bir seste herkes bizim beklediğimiz otobüsü bekliyor diyor... Ama o sesi duymazlıktan gelip resmen kendime yalan söylüyorum.. :)

Otobüs durunca o durakta ki herkes otobüsün kapısına yönelmesin mi? Bir Allah'ın kulu da başka otobüs beklesin... Yok!.. Durakta ne kadar insan varsa hepsi o otobüse binmek için kuyruk oluşturdu. Bizde o kuyruğun ortalarındayız. Otobüse bindik, tabi doğal olarak yer yok, ayaktayız. Yanımızda çocuklarda var. Ben çocuklar ezilecek diyerek korkuyorum.'' Eşime acaba tekrar insek mi?'' dedim. Ama ne mümkün bırak inmeyi sağ tarafından sol tarafına dönmek mümkün değil. Sonra Allah'tan duyarlı kişilerden biri önce Efe'yi kucağına aldı. Daha sonrada bir başka biri de Emir'i kucağına alınca ben bir rahatladım. ''Tamam çocuklar oturdu ya bizim için sorun yok.'' Diyerek. sonrasında ayakta insanları izledim. gençlerin kulaklarında bir kulaklık, ya oyun oynuyorlar yada mesajlaşıyorlar ayakta o şekilde oldukları yerde durmuşlar başka bir aleme uçmuş vaziyetteler. Etraflarında ne olup bitiyor bi haberler, kıyamet kopsa duymayacaklar o vaziyetteler. Onların o hallerini gördükçe benim kuzularımda büyüyünce bu şekilde mi olacak diyerek bir tırstım hani...

Orta yaşlı kadınlar ise kendileri gibi kadınlar ile sesli sesli, o halde dahi dedikodu yapmakta. Çocuklar ise yüksek sesle anne babaların ikazlarına rağmen, sürekli komik sorular sormakta. Kimisi ise, o gürültü vede kalabalık içinde telefon görüşmesi yapmakta. Zaten en çok anlayamadığım durumda o. Sesli bir ortamda nasıl konuşup karşı tarafı duyuyorlar kesinlikle anlamam. Birde kendileri de sessiz sessiz konuşuyorlar. Yanında olan ben bile duyamazken karşı taraftaki kişi onun sesini nasıl duyuyor hiç anlamadım. Ya benim kulaklarda problem var, ya onların kulakları çok hassas. ben olsam kesinlikle öyle yerlerde telefon ile konuşamam :)

Birde otobüsün orta kapısında binen kişilerin elden ele ak-bil uzatmaları vardı ki. Oda bir başka komik durum. Elden ele gelen ak-bil en sonunda otobüse bir tek basımlık basılıp. tekrardan elden ele o kişiye hiç bir şekilde arada kaynama olmadan eline gelmesi de gerçekten de taktire şayan bir durum. Biz millet olarak aslında çok dürüst insanlarız... Bu arada bazı kokoş kız ve kadınlarda sanki parfüm sıkmamış, parfüm banyosu yapmış gibi otobüs bayılıyor. O kadar kişinin ter kokusunu ise hiç söylemiyorum bile...

Parfüm ve ter kokuları, yüksek derece oluşan bir uğultulu ses ile 1.5 saatlik otobüs yolculuğundan sonra nihayet evimizin hemen önünde olan otobüs durağına geldik.. Otobüsten inip eve gittiğimde ise ne kulağımı, nede burnumu hissedebiliyordum. resmen duyma ve koku alma duyularımı kaybetmiş biz vaziyetteydim. Bir saat sonrasında da halen duyularıma kavuşamayınca çocukları yatırma işini eşime havale edip bende hemen kafamı yastığa koyar koymaz rüyalar alemine dalış yaptım.

Böylelikle çocukla dolmuş yolculuğu kadar, otobüs yolculuğunda kabusmuş, bunu anladık... Bundan sonra öyle kolay kolay toplu taşıma araçlarına hele birde çocuklar ile bineceğimi sanmıyorum... ;)



Hoşça kalın.









Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Bumerang - Yazarkafe

UYARI

Bu blogta yer alan tüm yazılar bana aittir. Söz konusu içerikler benim iznim olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, işlenemez, değiştirilemez veya başka internet sitelerinde ya da basılı veya görsel yayın yapan diğer mecralarda yayınlanamaz.
Blogger tarafından desteklenmektedir.