Benim çocuklarımın gözlerinde doğuştan gelen bir görme problemi olduğunu daha 2012 yılındaki bu yazımda sizler ile paylaşmıştım. Bu geç...

Benim çocuklarımın gözlerinde doğuştan gelen bir görme problemi olduğunu daha 2012 yılındaki bu yazımda sizler ile paylaşmıştım. Bu geçen süre içinde artık kuzularım -özellikle Emir başta olmak üzere- gözlük takmaya iyice alıştılar. Ancak bu alışma zarfında her 6 ayda bir göz mu-hanesinde göz numaralarında bir değişme ve arada gözlük kırılması olduğu için 4 tane gözlük değiştirdiler.

çocuğa gözlük nasıl taktırılır

 En son göz mu-hanesini geçen hafta yaptırdık. Bu haftada yine gözlerinde birer numara yükselme olmuş. Emir'in numarası 2,5 a çıkmış. Efe'nin göz numarası ise 8 e düşmüştü. Bu kontrolden sonra 8 den tekrar yükselip, 9'a çıkmış.
Doktorumuzun dediğine göre ''bu yaşlarda göz numaralarında sürekli farklılık olurmuş. Bu çok normal durummuş. Çünkü bu yaşlarda çocukların gözlerinde gelişme olduğu için zaman zaman artar, hatta azalma olurmuş. Daha ki ergenlik çağına kadar.''

Emir'de Gözlük Takma Durumları: 

  •  Emir'in göz numarası öyle çok fazla olmadığı için camları kalın değil. O sebepten ona inceltilmemiş organik camlı gözlük alıyoruz. 
  • Emir'in gözlük takma alışkanlığı Efe'ye göre daha çabuk alıştı. Sabah yatağından kalkar kalmaz elini yüzünü yıkamaya giderken dahi gözlüklerini takıp, öyle gidiyor.
  • Ancak okulda bazı arkadaşları ''dört göz'' yada ''sana gözlük hiç yakışmıyor. Gözlük takmasan daha yakışıklı olacaksın'' gibi sözler söylediği için. Bizim yanımıza gelip: ''Anne ben ne zaman gözlük takmayı bırakacağım? Artık gözlerim iyi görmüyor mu? Bak sürekli takıyorum. Ama gözlerim iyileşmiyor'' diye söyleyip, hiç olmazsa okula giderken gözlük takmamayı teklif ediyor. :( Allah'dan kuzum anlayışlı da anlatınca beni anlıyor ve takmaya razı oluyor.

Efe'de Gözlük Takma Durumları:

  • Efe'nin göz numarası 9 numara olduğu için %55 inceltilmiş, organik camlı bir gözlük alıyoruz.
  • Efe gözlük takmaya çok zor alıştı. Aslına bakarsan halende tam alışmış değil. Ona sürekli ''Efe gözlüğünü tak'' diye ikaz etmemiz sonucu gözlüğünü takıyor. Yoksa diğer türlü kendiğilinden sabah kalınca gözlük takma gibi bir durum yok.
  • Gözlerinde bozukluk çok fazla olduğu için gözlükle dahi %60 görüyor. O sebepten onu sürekli gözümüzün önünde bulunduruyoruz.
  • Kuzumun zaten gözleri az gördüğü için bir problem arz ederken, birde dikkatsizliği yüzünden bazen yakınında ki bizleri dahi fark edemiyor. Yada karşıdan karşıya geçerken uzaktan gelen arabadan dahi korkup, o arabanın geçmesini bekliyor.
Hatta geçen hafta göz polikliniğine gittiğimiz zaman, göz ölçümleri yapıldıktan sonra doktorun çağırmasını beklerken. Ben bekleme salonunda çocuklar ile birlikte birer sandalyeye oturmuş beklerken. Efe'nin yanındaki sandalyeye mavi tişörtlü bir adam gelip, oturmuş. Ben o sırada Emir ile konuştuğum için farkında değilim. Sonra sıra onlara gelince o adam kalkıp, diğer tarafta oturan annesini çağırdığını gören Efe, yanında oturan kişinin babası olduğunu sanıp, hemen elini tuttu. Çünkü o gün babasının üzerinde de mavi tişört vardı. Hemen kalkıp, oğlumu aldım. 'oğlum o adam baban değil, baksana yüzüne' diyerek...
Kuzum adama bakınca babası olmadığını anladı. Ve utandı... Tabi herkesin kuzumun yüzüne acır şekilde bakması ve abisinin gülmesini de görünce benim canım sıkıldı. Kuzuma üzüldüm. :(

İkisininde göz kontrolleri yapılıp, gözlük reçetelerini gözlükçüye sipariş verdikten sonra eşim benim moralimin bozukluğunu gidermek için bizi AVM'ine götürdü. Orada biraz dolaşıp, alış-veriş yaptıktan sonra üst katta ki kafeterya bölümünden bir şeyler alırken; ''eşime çocukları bırakıp, onlara bir yere oturmasını benim siparişleri alıp geleceğimi söyledim''. Eşim çocuklar ile birlikte AVM'nin teras bölümüne çıkıp, oturmaya gittiklerin de; Efe terasta oturan bir kadını ben sanıp, hemen onun oturduğu masaya oturmuş. Tabi babası o kadının annesi olmadığını söyleyerek onu o masadan almış. Ama tabi yine biz üzüldük... :(

Efe'nin bu halleri babası ile beni çok korkutuyor. ''Allah korusun ya kötü niyetli bir insana denk gelirde, biz fark etmeden onu alır götürürse'' diye düşündüğümüz için. Sürekli kuzumu göz hapsinde tutuyoruz. Yanımdan bir 5 km uzaklaşsa hemen panik olup, onun yanına gidip mesafeyi kısaltıyor-um ki bir şey olursa hemen müdahale edebileyim diye..

Allah'ın senin verdiğin her şey elbette en güzelidir. Oğlumun bu göz problemi, bazı hastalıklar yanında belki hiç sayılır. Ama benim gibi yüreğine söz geçiremeyen bir anne için çok acıklı bir durum...

Ben kuzum bu şekildeki davranışlarına her aklıma geldiğinde üzülüp, kendimi paralarken; o hiçbir şeyin farkında değil.(iyi ki de öyle) Hayatına yine güle eğlenerek devam ediyor. Bazen düşünüyorum da keşke bu dünyada hep çocuklar gibi düşünüp, dünyayı çocukların gözünde görsek iyi olmaz mıydı?...

Hoşça kalın...

Çilek mevsimi geldi geçiyor bile... Çilekler tezgahlardan teker teker kaybolmadan çocuklarınıza bu pastalardan yapıp, onları mutlu etmeye ...

Çilek mevsimi geldi geçiyor bile... Çilekler tezgahlardan teker teker kaybolmadan çocuklarınıza bu pastalardan yapıp, onları mutlu etmeye ne dersiniz?

Eminim siz çilekli kedi dili pastayı yapıp, süsleyip püsledikten sonra onlara aniden sürpriz olarak karşılarına çıkardığınız zaman sevinçten çıldırırlar.. :D Ve size onun 'kahramanı' olduğunuzu mu dersin, yoksa ''iyi ki benim annemsin'' sözü mü dersin? Hepsi havalarda uçuşur. Tabi yanında bonus olarak öpücükler ile birlikte...


çilekli kedi dili pastası nasıl yapılır?

Çilekli kedi dili pastayı yaptıktan sonra karşılık olarak; bol bol tezahürat ve iltifatlar alacak ve öpücük manyağı olacaksınız. Üstelik bu pastayı yapmak öyle tahmin ettiğiniz kadar zorda değil. Aksine diğer pastalara kıyasla çok daha kolay... Eeeee o zaman ne duruyorsunuz? Okuldan gelecek olan çocuklarınız için; hadi kalkın, hemen mutfağa gidip bu tarifi yapın...

Çilekli Kedi Dili Pastası Malzemeleri:

  • 1 paket kedi dili bisküvi
  • 1 kg süt 
  • 4 yemek kaşığı un
  • 6 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 paket vanilya
  • 125 gram tereyağı
  • Çilek
  • Hazır çilek jölesi

Çilekli Kedi Dili Pastası Yapılışı:

Önce bir tencereye pastanın kremasını yapmak için; süt, şeker ve unu ekleyip bir çırpma teli ile sürekli karıştırarak muhallebi kıvamında pişirin.  Pasta kremanız tam istediğiniz kıvamda olunca hemen tere yağını da ekleyip, ocağın altını kapatın. Daha sonra vanilyayı da ekleyip, iyice karıştırın.

çilekli-kedi dili-pastası-yapışılı-resimli-anlatım

Böylece çilekli kedi dili pastasının kreması hazırlanmış oluyor. Soğuması için bir kenara alın.

Çilekli Kedi dili Pastası İçin Nasıl Kalıp Gerekli?

Şimdi sıra pastanın tabanını ve kenarı için kedi dilini hazırlamaya geldi? Kedi dilli pasta tariflerini kelepçeli bir kalıpta yapın. Ama benim gibi kelepçeli kalıbınız yoksa da dert etmeyin. Çünkü mutfakta çareler tükenmez, her şeyin bir çaresi vardır.

Kedi dili pastası için kalıp yapımında bir tane hazır yoğurt kaplarından lazım. Onu alıp, altını ve üstünü kesin. Bakın alt tarafta gözüküyor. Sonrada kestiğiniz yoğurt kasesini çilekli kedi dili pastasını servis edeceğiniz bir tabağın tam ortasına oturtun.

çilekli kedi dili pastası yapım aşamaları


Sonra süte tek tek batırdığınız kedi dillerini önce yoğurt kasesinden bozma kalıbınızın yanlarına daha sonrada tabanına tek tek dizin. Sonra daha önceden yapıp soğuttuğunuz pasta kremasının yarısını boşaltın. Sonra kalan kedi dili bisküvilerini onun üzerine yine bir kat döşeyin. Sonra yine kalan pasta kremasının diğer yarısını da boşaltın. En son üzerine süslemek için çilekleri enlemesine muntazam bir şekilde kesip, dizin.

jöleli kedi dili pastası nasıl yapılır?

En son çilekli meyve jölesini paketin üstünde yazan su miktarı ile ocakta hazırlayıp, çileklerin üzerine dökün. Bu jöleyi çileklerin üzerine dökmekte ki maksat pastanızın üstünde ki çilekler günler sonra bile kararma olmasın, yine ilk günkü gibi parlaklığını koruması için.

Yoksa başka bir nedeni yok. Sizin için çilekli kedi dili pastanızın üstündeki çileklerin parlaklığı ve kararması pek önemli değilse hiç jöle kullanmanıza gerek yok.

çilekli kedi dili pastasi nasil yapilir

Hazırladığınız çilekli kedi dili pastanızı bir gün buz dolabında bekletin. Daha sonrada kalıptan çıkarıp, bir kurdele ile süsleyin ve servis edin.

Görenler ilk olarak görüntüsüne hayran kalıp, tıp ki bir sanat eserini inceler gibi çilekli kedi dili pastanızı izler. Daha sonra dilimleyip, ikram ettiğiniz zaman ise damağında kalan lezzeti hiçbir zaman unutamazlar...

Yapacak olanlara şimdiden kolay gelsin ve afiyetler olsun...

Hoşça kalın.


Çocukluğum köyde geçmesine rağmen öyle yeşilliğe doymuş bir insan değilim. Çünkü benim köyümün dağları sıra sıra çınar ve çam ağaçlar ile ...

Çocukluğum köyde geçmesine rağmen öyle yeşilliğe doymuş bir insan değilim. Çünkü benim köyümün dağları sıra sıra çınar ve çam ağaçlar ile kaplı değil ve evimizin önünde buzz gibi su akan bir dere yoktu. (Ama senede ancak 1 veya 2 defa gittiğim annemin köyünde vardı.)

Ankara da gezilecek yerler

Küçükken izlediğim yeşil çam filmlerinde mutlu çocuklar hep yeşillikli yerde yaşar. Ormanın iki tarafı çam ağaçları ile kaplı tünel yollarıdan geçer. Sonra deresinde şırıl şırıl akan suyun suyu ile elini yüzünü yıkar ve suyun sesini dinlerlerdi... O filmlerdeki çocukları hep imrenir. Ve ''benim köyüm neden bu şekilde ağaçlı ve sulu değil ki'' diye üzülürdüm. :(

Çünkü benim anladığıma göre yeşil bir köyde yaşamak=mutluluk demekti. Eeee madem yeşil doğa=mutluluk demek. O zaman neden çocuklarımızı doğaya çıkarıp, onları hiç olmazsa -arada dahi- olsa doğayı keşfedip, mutlu olmalarını sağlamıyoruz ki?

doga-ile-ilgili-yazi

Bu soruyu kendime arada sorar. Sonrada cevap olarak  ''Ne duruyorsun gızım, hadi hazırlanan çocuklarını mutlu etmeye götür'' diye cevabı da alınca soluğu yeşil bir köy yada piknik alanında alırız.


Bu hafta sonuda kendime aynı soruyu sorup, aynı cevabı aldıktan sonra; hemen piknik sepetimizi de hazırlayıp, kendimizi Ankara Yenikentte bulunan Kayı köyü piknik alanına attık. Burası özel mülk olarak hizmete girmiş bir piknik alanı. Araba ile giriş yaptığın zaman 10 TL. ücret ödemen gerekiyor.


piknik-alanlari Ankara

 Hemen dağın eteklerinde halen tek tek köy evi bulunan yerde doğayı keşfetmeniz için bol bol yürüyüş yapma alanları var. Öyle deresi yok, ama her beş kilometrede bir su çeşmesi var. -tabi suyu buzz gibi- Ve papatyasından tut da gelinciğine kadar olan bir sürü kır çiçekleri mevcut.

Temiz hava ve birazda yürüyüş yaptıktan sonra çocuklar ve bizim midelerden ''karnım acıktı'' diye ziller çalmaya başlayınca hemen küçük mangalımızı yakıp, etlerimizi pişirdik. Sonrada afiyetle midelerimize indirdik. :)

mangal sefasi

Bol bol enerji depolayarak yeni bir haftaya başlamak gibisi yok. Piknik dönüşü evde bir sürü yıkanacak bulaşık ve çamaşır olmasına rağmen yüzümde kocaman bir gülümseme ile günü bitirdim. Çünkü o filmlerde ki çocuklar gibi benim çocuklarımda bol bol koşup, doğayı keşfedip enerjilerini attılar. Bundan başka bir mutluluk olabilir mi? Bence olamaz. O zaman ne duruyoruz. Metropol şehirlerde yaşayarak oflayarak füfleyerek günlerimizi geçireceğimize. Arada kendimizi ve çocuklarımızı şımartmak için doğaya kaçalım.

Yada hiç olmadı orada kalalım, desem abartmış mı olurum? Şimdi düşündüm de evet biraz abartmış olabilirim. En iyisi biz hafta sonları doğaya kaçmak ile yetinmesini bilelim. Hııı olma mı?. :P

Hoşça kalın.

Ben 6-7 yaşlarında iken, köyümüze dayım bir kız kaçırıp, gelmişti . (Şuanda kendisi yengem olur da :D) Bir hafta bizim evde kalmışlard...

Ben 6-7 yaşlarında iken, köyümüze dayım bir kız kaçırıp, gelmişti. (Şuanda kendisi yengem olur da :D) Bir hafta bizim evde kalmışlardı. O günlerde özellikle yengeme hayran kalmış, onun peşinden ayrılmıyordum. Onun benim saçımla oynayıp, her gün farklı şekilde saçlarımı bağlaması ve taraması hoşuma giderdi. Sabah erkenden kalkıp, onların yattığı odaların önünde dayımın odadan çıkmasını beklerdim. Çünkü dayım odadan çıkınca ben odaya gireceğim de :) [bakın o yaşlarda bile nasıl terbiyeliymişim. Benim durumumda Efe yada Emir olsa idi; hiç beklemez balıklama odaya dalardı, eminim :)]

Dayım odadan çıktığı zaman hemen yengemin yanına girip, onunla konuşur ve onun yaptıklarını hayranlıkla izlerdim. Tabi o yıllarda öyle herkese verilecek ayrı bir yatak yok. Yatak olarak yer döşeği var. Her akşam muntazam bir şekilde serilip, sabah kalkar kalkmaz düzgünce katlanıp, kaldırılırdı. Yengemin odasına girdiğimde her sabah aynı manzara ile karşılaşırdım (döşek katlayıp, yüklüğe dizme) O gayet kuuu şekilde bu işleri yaparken onu izler, hatta izlemek ile kalmaz ''bende bundan sonra kendi yatağımı kaldıracağım'' diye kararlar alırdım. ;)

Bir gün sabah kalktığımda kendi yatağımı kaldırmak için, önce yorgan ve yer döşeğini katladım. Aslında ona katlama demeyelim de katlama girişimi diyelim. 7 yaşında ki bir çocuktan da doğru düzgün bir katlama beklenemezdi herhalde. Sonra kaldırıp, yüklüğe koymaya çalıştım. Ama o yüklüğe ne boyum, nede o yorgan ve döşeği kaldırmaya gücüm yetmeyince bende kendi yataklarımı yüklüğün kenarına üst üste koymaya uğraşırken rahmetli anacığım gelip, bana: ''ne yapıyon?'' dediğinde. ''Bundan sonra bende yengem gibi kendi yatağımı kaldıracağım'' diye tutturunca. Annem sevinmiş.Ve ''Aferin kızıma'' diyerek. Bana bir yer gösterip, bundan sonra yatağımı oraya koymamı söylemişti.... Şimdi bu anımı yazarken bile bir hoş oldum ya, ne günlermiş o yıllar....

çocuklarda-yatak-düzeni-yatak-şekli
Benim kuzularda bir çizgi filmde çocukların kendi yataklarını düzelttiklerini görünce heves etmişler iki gündür kendi yataklarını kendilerini düzeltiyor, yada düzelttiklerini sanıyorlar diyelim. :P

Onların o hallerini gördükçe kendi küçüklüğümde; bir karış dilimi çıkararak, kendi yatağımı kaldırma hallerim gözlerimin önüne geldi. :) Onun için onların heves ve çabalarını takdir edip. ''Tamam bundan sonra siz düzeltin'' dedim. Ama içimdeki kurtlu ana, o yatakların, o şekilde olmasına daha fazla dayanamıyor. Çocuklardan biri okulda, diğeri ise oyuna daldığı bir anda hemen odalarına girip, yataklarını düzeltiyorum. Tabi sonra odasına girince yatağın düzeldiğini gören Efe bana anamdan emdiğim sütü burnumdan getirip, yatağı tekrar kendi elim ile bozmama neden oluyor. Hayır o değil de bozmasına bozuyorum. Ama onuda beğenmiyor. Bu seferde ''ben yatağımı o şekilde bozmadım, düzeltmiştim. Sen bozduuuuun!'' diye ağlamaya başlıyor. ''tamam bir daha yap'' dediğimde ise ''banane banane.... bi daha yapmammmm'' diyor bu sefer. Yeminle o sırada onu ikna etmektense 10 tane çocuk yatağını düzenlemeye razıyım. Velet iknada olmuyor. :)

Çocuğu karşıma alıyorum. ''bak oğlum sen daha küçük olduğun için düzgün düzeltemiyorsun, biraz daha ben düzelteyim. Daha sonra büyünce zaten sen düzeltirsin.'' diyorum, ama kime diyorum ki, beni dinleyen mi var...

çocuk-yatak-odası-çocuk odaları
















En sonunda bende artık olur(u)na bıraktım. O değilde anı bir misafir baskınına uğrarsam, çocukların yataklarını nasıl açıklarım bilmiyorum :P Olmadı odalarının kapısına odalarının eski halinin resmini koyup, altına da bir not düşüp: 
''Aslında hayalde yapılmak istenen oda şekli bu. Ama gerçek bambaşka. Siz gerçek halini değil, yapılmak istenen halini hayal edin.... ''Gibi bir not bu yazsam acaba(!) :D
Bu haftaki krizimiz de bu; bakalım daha nelere göreceğiz.... Hakkeden de çocuklar büyüdükçe dertleri de büyüyor(muş) ya!...

Hoşça kalın...

LG G4, F 1.8 diyafram aralığı ve 1 6 MP kamera özelliği ile düşük ışık ve portreler için ideal olan ultra-parlak lensi kullanarak muhteş...

LG G4, F 1.8 diyafram aralığı ve 16 MP kamera özelliği ile düşük ışık ve portreler için ideal olan ultra-parlak lensi kullanarak muhteşem netlik ve ayrıntı ile parlayan harika-profesyonel görünümlü fotoğraflar çekin.


G4'ün teknolojinin son harikası, kızılötesine duyarlı renk spektrum sensörü, bir fotoğrafın çekilmesinden bir kare önce tüm görünür ışığı analiz eder ve ölçer ve bu sayede bir fotoğrafın renklerinin düşük ışık koşullarında dahi doğal ve canlı görünmesini sağlar. Aydınlık ve karanlığı ayarlayan kamera ayarlarını düzenleyerek her anı bir sanat eserine çevirin, hareketleri daha hızlı dondurun ve daha iyi düşük ışıkta fotoğraf çekin. G4'ün lazer otomatik odaklanma özelliği ve kamera titremesini azaltan gelişmiş bir görüntü sabitleyicisi olan OIS 2.0 ile hızlı ve net fotoğraflar çekin.
Mükemmel selfie'yi yakalamak için ideal olan bu sınıfının en yüksek kalitesine sahip 8 MP ön kamera, LG'nin eğlenceli ve kullanımı kolay Hareketle Çekim ve Tanıma özelliklerini barındırıyor.


IPS Quantum Ekran, zengin ve orijinal renklerde ve şaşırtıcı düzeyde aslına uygun yüksek kontrastlı canlı görüntüler üretir.  Ayrıca, ekranın gün ışığında kolaylıkla görünür olmasını sağlamanın yanı sıra, pürüzsüz ve hızlı tepki sağlayan In-cell Touch Display teknolojiden de yararlanır.
Sanatsal bir hassasiyetten esin alan G4'ün birinci sınıf arka kapakları metalik gri, seramik beyaz, parlak altın ve buğday deri şeklinde sunulmaktadır. Şık renkli arka kapaklar, dokusal olarak işlenmiş diziler şeklinde ayırt ediciliğe sahiptir ve deri seçenekleri, özel iplikle dikilmiş bir dizi ayırt edici renk ve özellik ile sunulmaktadır.
Detay için: http://www.lg.com/tr/smart-phones/lg-LGH815TR




Bir boomads advertorial içeriğidir.

Önemli olan ne kadar hızlı vardığınız değil, nasıl vardığınız...  Trafikte aşırı hız yapmayın! Çünkü Trafik Hayattır! Aşırı hız son...

Önemli olan ne kadar hızlı vardığınız değil, nasıl vardığınız... 
Trafikte aşırı hız yapmayın! Çünkü Trafik Hayattır!


Aşırı hız son yıllarda kazaya sebep olan unsurların başında yer alıyor. Özellikle gençlerin yaptığı trafik kazalarının çoğu aşırı hız nedeniyle meydana geliyor. Doğuş Otomotiv’in kurumsal sorumluluk markası Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ı konusunu ana mesajları arasına alarak projelerini kurguluyor.
Dünya Sağlık Örgütünün raporuna göre trafik kazalarındaki ölümlerin yaş grubu analizinde diğer ölüm nedenleri arasında 15-29 yaş grubu birinci sırada yer alıyor.   Bu durum gençlere yönelik trafik güvenliği kampanyalarının acil olarak arttırılması gerektiğini gösteriyor. Trafik Hayattır platformu bu noktada çok önemli inisiyatifler alarak önemli projeler geliştirdi; 4 senedir devam eden Trafik Güvenliği Uzaktan Eğitimi projesinin üniversitelerde seçmeli ders okutulmasının yanı sıra, 2014 yılında radyolarda yer alan ‘aşırı hız’ radyo spotu da dikkat çeken bir diğer proje oldu. İki projede birçok önemli ödül aldı. Bu ödüllerden en çok gurur veren ise 2014 Birleşmiş Milletler Genel Kurultay’ın da iki projenin Avrupa’da trafik güvenliğiyle ilgili örnek uygulama seçilmesi oldu.


Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ ile  ilgili projelerine yenisini ekledi ve her birinde farklı trafik güvenliği mesajlarının verildiği bir animasyon serisi üretti. Aşırı hız konulu animasyonda her gün trafikte rastladığımız hatalar vurgulanıyor.  Çocuğunu almaya giden bir babanın trafikte kalmasını ve sonrasında hız yaparak girdiği emniyet şeridinde kaza yapmasını anlatan animasyondan hepimizin çıkaracağı dersler var.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Saç bakım ürünleri denildiği anda, ilk akla gelen Gliss markası; Million Gloss isimli yeni şampuanı bana fikri mühim tarafından denemem ...

Saç bakım ürünleri denildiği anda, ilk akla gelen Gliss markası; Million Gloss isimli yeni şampuanı bana fikri mühim tarafından denemem için  bir paket gönderildi. #Işıltımyeter

gliss million gloss şampuan kullananlar

Paketin içinde neler vardı?

  • 1 adet büyük boy 400 ml şampuan
  • 5 adet küçük boy 250 ml şampuan
  • proje ile ilgili mektup
  • Projeyi anlatan klavuz
  • 5 adet tanıtım broşürü
  • 10 adet indirim kuponu
İndirim kuponları dağıtmak üzere eşim iş yerine götürdü. Etrafımda eş ve dostlarıma da 250 ml şampualardan verdim. Bu şampuanı kullananlardan gelen yorumlar ise; kimi kişilerden iyi, kimi kişilerden kötü olarak geldi... Sanırım her saç tipine aynı etkiyi vermiyor.

Ürünün vaadi:
Parlaklığını yitirmiş mat saçlara parlaklık verip, onlara ışıl ışıl görüntü vermesi bekleniyor.

Öncelikle ışıl ışıl bir ambalajı her insanın ilgisini çekecek cinsten. Ve ayrıca kokusu çok güzel.  Gliss Million Gloss şampuan ile yıkanan saçlarda koku, günler sonra dahi aynı şekilde kokması benim için artı bir özellik.
gliss million gloss şampuan blog

Ürün hakkında yorumlarım:
Yaklaşık 3 haftadır bu ürünü her saçımı yıkamada kullanıyorum. 
Saç tipim yağlı ve boyalı olduğu için yıpranmış bir saça sahibim. Normalde her şampuan değiştirdiğimde saçlarımda geçici süre kepeklenme olurdu. O sebepten öyle sık sık şampuan değiştiremem. O yüzden Giss Million Glos şampuanına kullanmaya başlamadan önce ''acabaları(m) vardı'' Ama bu şampuanı kullanmaya başlayınca tüm ''acabaları(m) yok oldu'' ilk dikkatimi çeken artı özelliği saçlarımı kepeklendirmemesi oldu.

İlk anda şampuanı elimin içine sıkınca, sanki içine su katılmış hissi yaratan akıcı kıvamını görünce, ''Acaba saçlarımı iyi temizleyemeyecek mi?'' diye endişeye düştüm. 

Ama duşta saçlarımı yıkarken o anda saçlarında ki temizlenmiş hissini o kadar çok etkili şekilde verdi ki, o hisse bayıldım. Kokusu ile benden artı bir puan alan şampuan, temizlik hissi ile ikinci artı puanı aldı.

Parlaklığı konusunda kesin bir şey diyemem. ben öyle saçlarımda pek parlaklık göremedim. Benim saçlarım boyalı olduğu içinde olabilir. Belki boyasız saçlarda o etkiyi verebilir, onu bilmiyorum. Ama bende öyle gözle gözükür bir parlaklık vermedi.

Kalıcı kokusu, duş esnasında saçlarda hafiflik ve temizlenmiş hissi vermesi ve kolay taranma özelliği ile eşim ve benden tam puan aldı. :)

Biz evdeki Gliss Million Gloss isimli şampuanımız bitince yenisini alıp, kullanmaya devam etmek istiyoruz.

Teşekkürler fikri mühim, teşekkürler Schwarzkopf...

Hoşça kalın.

Emir küçükken, uyku eğitimi vermek için elimden geleni yaptım. Okumadığım blog ve çocuk gelişimi kitabı kalmadı... Ama yine uyku konusunda...

Emir küçükken, uyku eğitimi vermek için elimden geleni yaptım. Okumadığım blog ve çocuk gelişimi kitabı kalmadı... Ama yine uyku konusunda pek başarılı olamadım...
Bırak ayrı oda da yatırmayı, aynı odanın içinde beşiğinde dahi yatır(amıyor)dum. Kucağım da uyuyup kalan, gözünde uyku akan çocuğu gayet sesiz, sanki ağır çekim hareket ediyormuş gibi ayak parmaklarımın üzerinde yürüyerek, bir tüy gibi sesiz ve yumuşak hareketler ile çocuğu beşiğine koyar koymaz; sanki alarm düğmesine basmış gibi avazı çıktığı kadar bağırıyordu...
Pedagogların söylediği taktiği uygulamak için, hemen ağlar ağlamaz kucağıma almaz, önce yavaş yavaş olarak salladığım beşiği, ağlamasında kesilme olmadığı için hızlandırır. Sanki ben beşik sallamama göre indekslenmiş gibi, ben beşiği sallamayı hızlandırdıkça oda sesini daha yükselterek ağlardı...
uyku eğitimine ne zaman başlanmalı-uyku eğitimi-uyku eğitimi ferber


En sonunda ağlamasında artış iyiden iyiye artınca, korkar hemen kucağıma alıp, bağrıma bastırdığım zaman, hemen saniyesinde gözünü yumup, kafasını bağrıma sokarak tekrar uyur kalırdı. Aynı işlemi yine dener; ama bu sefer ağlayınca hemen kucağıma alır. Yada iyice dalmasını bekler. Uykuya iyice dalınca yatırmayı denerdim... Ama hemen hemen tüm taktiklerde başarısız oldum.

Çocuğumu ayrı yatırmayı bir türlü başaramadım. Sonra baktım ki bu iş bu şekilde olacak gibi değil. Bu şekilde ben çocuğuma ''uyku eğitimi vermeye'' çalışırken. Hemi çocuk, hemi de ben uykusuz kalıp, daha fazla yıpranıyoruz... ''En iyisi mi? ben bu uyku eğitimi işini oluruna; annelik iç güdüme bırakayım. Yanımda yatırayım'' diye düşündüm. Ve 2 yaşına katar yanımda yatırdım. 

Efe'nin doğumuna son 4 ay kala da benim yanımda değil de babanın yanında yatmaya başladı. Böylece kardeşi doğunca yanımdan ayrılmak zorunda kalırsa kardeşini; ''beni annemden ayırdı'' diye düşünüp, düşman bellemesin diye.

Emir 3 yaşına gelince artık bizi anlamaya başladığı için; onunla konuştuk, ''abi olduğunu, artık ayrı yatakta yatabileceğini'' anlatmaya başlayınca. Gördük ki çocuk gayet ılımlı ''tamam ayrı yatayım'' demeye başladı. 

Bu sayede Emir'in uyku eğitimini 3 yaşında çok rahat şekilde vermiş olduk. Hatta bırak ayrı yatakta yatmayı, ayrı oda da dahi yatmaya başladı... 

Emir'den de tecrübeli olduğum için. Efe küçükken Emir de yaşadığım uyku problemini yaşamadım. İllaki kendi beşiğinde uyusun diye diretmedim.(çünkü biz ısrar ettikçe, çocuklarda ısrar ediyor bunu öğrendim) Ara sıra beşiğine yatırdım. Uyanmazsa, beşiğinde uyudu. Ama yok uyumaz uyanırsa, hiç üstelemeden hemen yanıma aldım. Böylece Emir 3 yaşına katar yanımızda yattığı halde; Efe 2 yaşında kendi isteği ile abisi yanında yatmayı istedi.

Yani analar öyle bazı pedagogların dediği gibi 'yok çocuğunuz 6 aylıkken yatağını, hatta odasını ayırın' söylemlerine bakmayın. Analık öyle okuyarak ve dinleyerek, hatta öneriler alıp onu uygulayarak öğrenilen bir kavram değil. Analık zamanla, yaşayarak öğrenilen bir kavram. Hatta  annelik her çocukta ayrı bir şeyler öğrenmene sebep olanda bir kavram. O yüzden yok uyku eğitimi vereceğim, yok, tuvalet eğitimi vereceğim, yok saatinde yemek yedireceğim gibi... -Vakti zamanı gelince kendiliği ile çözülecek küçük problemleri- daha erken çocuk hazır olmadığı halde vermek için ne çocuğu nede kendinizi yıpratın. Zaten zamanı gelince o sinyali çocuk size kendiliğinden verir.

Ben iki çocuk büyütmem ile de öğrendim ki!. Her çocuk - öz kardeş dahi olsalar- çok farklılar. Biri 1 yaşında tuvaletini söylemeye öğrenirken, diğeri 3 yaşında daha bezine yapıyor olabilir.... Bu durum bir çocuğa iyi eğitim vermişsiniz, diğerine iyi eğitim vermemişsiniz anlamına mı gelir? Tabi ki de hayır.
Ya da çocuğun biri çok akıllı iken, diğeri akılsız anlamına mı gelir? Hiç alakası yok...

Nasıl beş parmağın beşi de bir değilsen her çocukta bir değil, bunlar kardeş dahi olsalar... 

Hoşça kalın...

Bugün çok güzel bir gün hem Miraç kandili , hemi de Cuma... Allah gönülden ettiğiniz tüm duaları inşallah kabul eder... Cumanız ve ka...

Bugün çok güzel bir gün hem Miraç kandili, hemi de Cuma...

Allah gönülden ettiğiniz tüm duaları inşallah kabul eder...

Cumanız ve kandiliniz mübarek olsun...

susamlı kandil simidi tarifi-susamlı kandil simidi yapılışı

Ben bugün size bu Mübarek güne çok yakışan bir lezzet olan susamlı kandil simidi tarifini vereceğim. Bu simitlerden yapıp aileniz, komşularınız ve eş-dostlarınıza ikram edin...

Öyle çok lezzetli ve kıyır kıyır bir tat ki yiyenin yüzünde kocaman bir gülümseme bırakıyor. :)  O Yüzden bence bu tarifi bugün, kesin yapıp, sevdiklerinize ikram edin...

Susamlı Kandil Simidi Malzemeleri:

  • 5 su bardağı un
  • 1 paket margarin
  • 2 çorba kaşığı şeker
  • 1 çorba kaşığı tuz
  • 1 paket kabartma tozu
  • 2 adet yumurta
  • 1 kahve fincanı kadar su
  • 1 tatlı kaşığı mahlep
  • 2 yemek kaşığı sirke

Üzeri için ise:

  • 1 adet yumurta beyazı
  • Susam veyahut çörek otu

kandil simidi-kandil simidi tarifi

Susamlı Kandil Simidi Yapılışı:

Önce yoğurma kabına unu koyalım. Daha sonra su hariç diğer tüm malzemeleri ekleyip, elimizle karıştıralım.

Yoğurma işlemini yaparken en son azar azar su koyun. Burada su koymaktaki maksat hamurun kıvamını sağlamak. O yüzden malzemede yazan tüm suyu biranda hamura koymaktansa azar azar ilave edin. Hamurda kıvam şu kulak memesi kıvamı denilen kıvam var ya, tam o kıvamda ele yapışmayan bir hamur olmak zorunda.

Hamuru yoğurduktan sonra yaş maya yerine kabartma tozu kullandığımız için mayanın gelmesini bekletmenize gerek yok. Hemen hamurdan küçük parçalar koparıp, elinizle küçük küçük kandil simit boyutlarında, simitler yapın.

Sonra yaptığınız bu simitleri önce yumurta beyazına daha sonra ise, susama batırıp yağlı fırın tepsisine dizin. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırına atıp, üzeri kızarana kadar pişirin. Yaklaşık 25 dakika kadar sürede pişmiş oluyor. Daha sonra biraz soğutup, sevdiklerinize ikram edin...

susamlı kandil simidi-kandil simidi mahlepli
Yaptığım simitten ertesi güne kalan simitler... Gerisi mi? Gerisi göbüşlerimizde :D


Bu simitler mis gibi mahlep kokan ve ağızda dağılan kıtır ve gevreklikte birer simit oluyor. Üstelik 2 hafta hatta 3 hafta kadar kabaklı bir saklama kabında saklayabilirsiniz. Ama tabi o kadar çok lezzetli ki bırak 2-3 haftayı, ertesi güne dahi kalmayabilir. 

Burada bir hatırlatma yapmak istiyorum: Normal simit yaparken yaş maya kullanmak daha güzel oluyor. Ama biz hafif gevrek ve ağızda dağılan bir kandil simidi yapmak istediğimiz için, yaş maya yerine kabartma tozu ve sirke kullandım.

Yapacak olanlara şimdiden kolay gelsin ve afiyetler olsun...

Hoşça kalın...


Size daha önceden hiç ikinci kez teyze olacağımı söylemiş miydim? :) Evet ikinci kez teyze olacağım. Birde üstelik kız yeğenimin ismi SULT...

Size daha önceden hiç ikinci kez teyze olacağımı söylemiş miydim? :) Evet ikinci kez teyze olacağım. Birde üstelik kız yeğenimin ismi SULTAN olacak...

Sultan ismi; benim annemin ismi olduğu için, kız kardeşim annemin ismini koyacak. O yüzden olsa gerek bir başka heyecanlıyım. Allah'ım inşallah eli ayağı düzgün ve sağlıklı sıhhatli olarak dünyaya gelir. Allah kız kardeşimde içinde olmak üzere tüm hamile(lerimizin) yar ve yardımcısı olsun... Amin.

örgü panco modeli-örgü bere modeli

Yeni dünyaya gelecek adaşım ve ayrıca anamın adı, ağzımın tadı olacak olan minik Sultan için örgü kız çocuk pançosu ve bere takımı ördüm.


Örgü panço nasıl örülür?

  • İlk olarak pançosunu örmeye başladım. Bunun için bir çift şiş ve istediğim renkte bir ip alıp, boğaz kısmından örmeye başladım.
  • Panço iki kısımdan örülüyor. Bir ön ve arka olmak üzere önce ön kısmını örmeye başlayın. Ön kısmını örmeye başlarken, ne kadar boğaz genişliği istiyorsanız o kadar ilmek atarak başlayın. İlmek sayısı panço öreceğiniz kişinin boy ve kilosuna göre arttırın.
  • Daha sonra 4 sıra haroşa örün. Bu arada tam orta kısmından çoğaltma işlemlerine başlayın. Çoğaltmak için tam ortasına gelince şişin bir tane başını dolayın, sonra bir ilmek alın, sonra yine bir defa daha başını dolayın. Bu şekilde bir sıra çoğalt. Daha sonrada bir sıra düz olarak ör. Bu şekilde bir sıra çoğal ve sıra düz ör şeklinde örgü bitene kadar devam et...
  • 4 Sıra haroşadan sonra modeli koyun. Model için; bir sıra, bir düz ve bir ters ilmek şeklinde örün. Daha sonra arka kısmı yine haroşa örün.
  • Bu şekilde yaparak ördüğünüz zaman arka kısmı düz ama ön kısmı tomurcuklu bir model olacak..
ÖRGÜ KIZ ÇOCUK PANÇO VE BERE TAKIMI
  • İstediğiniz uzunluğa ulaşana kadar örme işlemini devam ettirin. En son bitirmeye yaklaşınca yine son 4 sıra haroşa örün ve bitirin.
  • Son haroşa örümün de de aynı şekilde ortadan çoğaltma işlemine devam edin.
  • En son 4 sıra ördükten sonra bitirip, ikinci parçayı da aynen birinci parça gibi örün.
  • En son iki parçayı da ördükten sonra iki kenardan dikip, sonra püskül ve boncuklarını dikin.
ÖRGÜ KIZ ÇOCUK PANÇO VE BERE TAKIMI

Pançosu bittikten sonra ben aynı örnekten bir tanede bere yapmak istedim. Ama siz isterseniz saç bandı yada kaşkol gibi çoğaltabilir. Veyahut hiçbir şey yapmayabilirsiniz. Tercih tamamen size kalmış.

örgü kiz çocuk panco ve bere takimi

Bere nasıl örülür?

Berenin yapılışı çok basit. Mantık diğer bereler gibi aynı kafa genişliği kadar ilmek atıp başla daha sonra kafa uzunluğu yada göz kararı, oda olmadı başka bir bereyi baz alarak uzunluk ve genişliğini ayarlayıp. Aynen panço modelindeki gibi en alt başlarken haroşa ile başla, 4 sıra haroşa ör. Sonrada bir sıra haroşa bir sıra bir ters bir düz ilmek ile ör.

En son bitiş esnasında ise yine 4 sıra haroşa örüp bitir. Daha sonra kenarları dik.En tepesini dikme onu bir ip geçirip büzdür. Tabi burada da senin kafanda yer alan bere modeline göre değiştirebilirsin.

Son olarak panço modelinde ki renkte boncuk ile uç kısımlarını süsle...

Veeeee örgü panço ve bere takımınız hazır. İster kendi kızınıza, ister bir başkasının çocuğuna örüp hediye edebilirsiniz...

Yapacak olanlara şimdiden kolay gelsin...


Hoşça kalın.

Biz ailecek bir şeyler yapmayı çok seviyoruz. Özellikle soğuk hafta sonlarında evden dışarı çıkamadığımız günler, can sıkıntısını giderip,...

Biz ailecek bir şeyler yapmayı çok seviyoruz. Özellikle soğuk hafta sonlarında evden dışarı çıkamadığımız günler, can sıkıntısını giderip, eğlenceli bir gün haline getirmek için. İpten avize yapmak gibi aktiviteler yapıp, mutlu oluyoruz....

Yaptığımız obje ve nesneleri birde bu şekilde kullanınca sanki dünyalar bizim olmuş gibi seviniyoruz.

Çünkü bu yaptığımız objelerde tüm ailenin emeği ve eli var. O yüzden bizim için her şeyden değerli oluyor. Ara ara kafamızı kaldırıp avizemizi bakıp ''Vayyy canına , şimdi bunu biz mi yaptık?'' diye kendimize ve yaptıklarımıza, kendimiz dahi şaşırıp. Hayran hayran bakıyoruz. Ki zaten en son başımıza gelen küçük kazadan sonra anladım ki. İnsan kendi evine ve kendine nazarı değiyormuş. (test edildi ve onaylandı)

İsterseniz şimdide bu şaheser avizeyi nasıl yaptığımızı sizlere resimli olarak anlatayım. Ne dersiniz? Olur mu?...

İpten Avize Yapımı

Malzemeler:

  1. İp
  2. Tutkal
  3. Sim
  4. Leğen


Önce bir leğene beyaz tutkal, yada ev yapımı tutkal dökün. (Bu arada ev yapımı tutkal tarifimde bir başka yazıda paylaşacağım) Daha sonra bu tutkalın içine istediğiniz renkte sim dökün. Tabi bu sizin tercihiniz isterseniz hiç simde dökmeden yapabilirsiniz.

Daha sonra şişirdiğiniz bir balonun ağzını bağlayıp, uç kısmından itibaren yukarıda ki fotoğrafta da gördüğünüz üzere gelişi güzel olarak tutkallı ve simli ipi sarın. Bu sarma işlemini dikkatli olun. Ne çok sıkın nede çok gevşek bırakın. Çok sıkmayın. Çünkü çok sıkarsanız balonunuz patlayabilir. Biz ip avize yaparken 3 tane balonu bu şekilde çok sıktığımız için patlattık.

Çok gev-şekte bırakmayın. O zamanda ip avizeniz güzel olmaz. İpi, şişirdiğiniz balona gelişi güzel bir şekilde doladıktan sonra bir yere asıp kurumasını bekletin.


Bir iki gün kuruduktan sonra bir iğne yardımı ile ipin içindeki balonu patlatın.


Ve en son olarak üst kısmı kesip daha sonra duyuda takıp, ipten avizenizi gönül rahatlığı ile kullanın. :)

Yapmak isteyen kişilerin kafalarına takılmış bir soru olursa bana çekinmeden sorabilirsiniz.

Hoşça kalın...

Haftalar öncesinden televizyonlarda bangır bangır bağıran reklamlar sonucu ''anneler günü'' geldiğini öğrenen Efe, sürekli...

Haftalar öncesinden televizyonlarda bangır bangır bağıran reklamlar sonucu ''anneler günü'' geldiğini öğrenen Efe, sürekli bana gelip: ''anne, anneler gününde sana ne hediye alalım, ne istiyorsun?'' diye sormaya başladı. (Ben onlara doğum günlerinde soruyorum ya, ondan)

Bende her seferinde oğlum ben hediye istemiyorum. Ben o gün ve diğer günlerde de aynı şekilde  beni üzmemenizi istiyorum. Ben size yarım saat bilgisayarda oyun oynama süresi verince, o sürede dolduğu zaman her gün 'Aneeeeeeee bir yarım saat daaaaaa!... ' diye salya sümük ağlayıp beni bunaltmanızı istemiyorum. Her sofra başında beni yalvartmadan yemek yemenizi istiyorum. Oyun oynadığınız zaman arkanızdan size ''hadi gel oyuncakları topla\toplayalım'' diyerek göbeğim çatlatırcasına arkanızdan dolanmak yerine, sizin oyun oynadıktan sonra o oyuncağın toplanacağını bilip, kendinizin toplamasını istiyorum... Diye konuşmaya başlayınca Efe gülerek:

- Anneeee saçmalama, öyle hediye olmazzz. Sen bizden doğru düzgün bir hediye iste dedi. :D

Ben ''hediye istemiyorum'' diye da-yatsam da abi kardeş birlikte benim için bir resim yapıp boyamış. Daha sonrada bir demet yapma çiçek ile benim ''anneler günümü'' kutladılar...

anneler günü hediyesi-anneler gününde alınan hediye


Tabi öyle sosyal medyalarda herkesin çarşaf çarşaf paylaştığı cinsten bir kahvaltı hazırlayan olmadı. :) Yine her zaman ki gibi paşa paşa kalkıp güzel bir kahvaltı hazırlayıp, ailecek kahvaltı yaptık. Daha sonra Emir'in okulunda olan anneler günü kermesine hep birlikte gidip, şarkılar dinleyerek eğlendik. Kuzularım oynadı. Bende onların resimlerini bol bol çektim. İlerleyen senelerde hatıra kalması amacı ile...

anneler günü eğlencesi-konser havası

Herne kadar anneler günüden bir şey beklemiyorum, istemiyorum desem de: İki tane kuzunun oyun oynayıp gelip daha sonra boynuma sarılıp ''annem iyi ki sen benim annemsin'' demesi bana çok iyi geldi. Resmen beni bulutların üstüne çıkardı.

Anneler gününde eşten bir şey beklenmez bunu biliyorum. Ancak, eşim benim biraz olsun evde kafa dinlendirip, rahat zaman geçirmemi istediği için. Çocukları da alıp, baba-oğul(lar) maç izlemeye gittiler..

Bende çocuklar evde yokken kahvemi de yapıp, bol bol kitap okuyup, televizyon seyrettim. Ama bir 2-3 saat sonra evde tek başıma olmaktan canım sıkıldığı için, maçın bitme saatini dört gözle bekledim. :)

Arada kafa dinlemek ve sesiz bir evde kendi başıma sessizliğin sesini dinlemeyi çok istesem de bir müddet sonra evde çocukların kahkaha ve bağrışlarını özlüyorum. Ben çocukların gürültü ve seslerine öyle alışmışım ki, sesiz bir evde yaşamaktan bir müddet sonra ruhum daralıyor.

Her evde çocuk bağrış ve gürültüleri hiç eksilmemesi dileği ile herkesin anneler günü kutlu olsun!...

Hoşça kalın...

Her anne baba gibi bizde çocuklarımızın inançlı ve Allah yolunda olan insanlar olmasını istiyoruz. Bunun içinde zaman zaman dinin hükümler...

Her anne baba gibi bizde çocuklarımızın inançlı ve Allah yolunda olan insanlar olmasını istiyoruz. Bunun içinde zaman zaman dinin hükümlerini onlara yaptırmaktan ziyade sevdirmeye çalışıyoruz. Bunun içinde; ramazan ayında oruç tutmalarına ara ara izin veriyor. Hatta arada sahura kaldırıyoruz gibi...

Ve ayrıca dinimizde her Müslümanın üzerine farz olmuş, günlük, 4 rekat namaz sevdirme girişimi olarak da evde çocuklarımız ve bizden oluşan küçük bir cemaat ile birlikte namaz kılıyoruz... Bizim burada ki maksadımız çocuklara oruç tutturmak yada ne bileyim namaz kıldırmaktan ziyade onlara oruç tutmak ve namaz kılmak yada Kur'anı Kerim okumanın ne kadar güzel bir şey olduğu gösterip, onlara sevdirmek istiyoruz. Bunun için ara ara özellikle ramazan ayında çocuklar ile birlikte teravih namazına camiye gideriz.

Ancak toplumda -özellikle yaşlı kadınlarda- küçük çocukları camiye getirmeyin gibi bir anlayışı olduğu için. Çocuklar camiye gitmekten korkar hale geliyorlar.(Toplum olarak ne kadar kötü bir durum)


Geçen sene ramazan ayına girince çocuklarımıza ramazan ayını güzelliklerini, neler yapmamız gerektiğini, onların anlayacağı şekilde anlattığımızda.
Bize ''Teravih ne demek? Bizde camiye gidip teravihi-ye gitmek istiyoruz?'' dediler.
Bizde ''ailecek gidelim'' dedik ve Emir babası ile erkekler bölümünde; bende Efe ile birlikte kadınlar bölmesine girip namaz kılmaya başladık. Ancak teravi uzun olunca Efe sıkıldı ve ben namazda iken diğer namaz kılan kadınların önünden erkekler bölmesine gitti. Sonra tekrar geldi filan.
Ben selam verdikçe uyarıp, bir yere kalkmamasını söylesem de ben namaza durur durmaz bir şey diyemeyeceğimi bildiği için yanımdan kalkıp, tespihler ile oynamaya başladı... vs.

Son rekatta kılınıp, tespih çektikten sonra... Yaşlı bir iki kadın sinirli sinirli söylenmeye başladı.' Yok efendim burası cami(y)miş, çocuk eğlendirme yeri değilmiş. Buraya çocuk getir(ilmez)miş. Çocukları eğlendirmek için başka yerlere götür(ecek)mişiz. Camiye ve namaz kılanlara biraz saygımız olması gerekiyormuş...gibi..'' (Bu arada tabi sadece çocuk getiren kişi ben değilim. Başka çocuklarda var camide. Bu çocuklarda aynı Efe gibi son rekatlarda sıkılıp kendilerine oyun bulma telaşı ve eğlencesi içindeler. Arada ağlayanlar filan oldu...)

O kadınlar öyle suratlarından şirretlik akar şekilde aralarında yüksek sesle konuşurken, kendimi zor tuttum. ''la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim'' diye dualar okuyarak kendimi sakinleştirdim. (Yaşlıdırlar kalplerini kırmayayım diye).

Ertesi gün Efe ''ben annemin yanında namaz kılmam oradaki kadınlar bana kızıyor. Ben babam ile namaz kılacağım'' diye tutturdu.

Eşimde ''tamam bu gün iki çocukta bende dursun'' dedi. Ve iki çocukta onun yanına girdi.

O akşam camiye gelip, kadınlar bölmesine girdiğimde gördüm ki  bir gün öncesi kadın dolu olan bölmede, o gün 7-8 yaşlı kadından başka kimse yok. Tüm genç çocuklu kadınlar gelmemiş. Caminin o halini görünce iyice kızdım. Ve kendi kendime camilerimizin neden bu kadar boş olduğu belli. Bu tarz kadınlar yüzünden CAMİYE OLAN SEVGİ ARTACAĞINA AZALMAKTA... Diye düşündüm.

Namaz bitimi çocuklar ile konuştuğumuzda ikisi de ''anne biz erkekler bölümünde namaz kılmayı çok seviyoruz. Orada ki amcalar bizim başımızı okşadı, şeker verdi..'' gibi söylemler söyleyip. Camiye gitmeyi ne kadar çok sevdiklerini söylediler...

Biz kadın olarak aslında daha çok anlamamız gereken bazı olayları neden anlamıyor? Ya da anlıyoruz ama, aynı olay zamanında bizimde başımıza geldiği için onlara da mi yaşatmak istiyoruz acaba? Gerekçe nedir hiç anlamıyorum. Ama şu bir gerçek ki. Bir kadının en büyük düşmanı ve ayak bağı yine bir başka kadından başkası değilmiş!...

Hoşça kalın...

İnsan oğulları olarak bizler bazen hayat telaşı vede kargaşaşısına öyle bir kendimizi kaptırıyoruz ki. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi.. Ama ...

İnsan oğulları olarak bizler bazen hayat telaşı vede kargaşaşısına öyle bir kendimizi kaptırıyoruz ki. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi.. Ama hayat bazen hiç beklemediğimiz bir anda başımıza öyle bir olay çıkartıyor ki bizim aklımızı tekrar başımıza almamıza sebep oluyor. O olay sırasında bir şöyle irkilip, kendimizi toparlayıp, ölüm var\Eğer vademiz dolsa idi oda bahane olacaktı belkide... gibi düşüncelere kapılıp bir panik yapıyoruz.




















Aradan bir kaç gün bilemedin bir hafta sonra o olayı tamamen unutup,
yine aynen kaldığımız yerden dünya telaşı için koşuşturmaya devam ediyoruz... Diyorum...

Çünkü benim başıma gelen küçük bir kaza sonucu eğer ben ölsem çocuklarıma kim bakacak? Çocuklarım ve eşim ne olacak? Dahada önemlisi ben kendi amelimi ahiret için hazırladım mı? Orada Yüce Yaradanın karşısına çıkınca ne yapacağım?... Gibi, kafamda bir sürü deli sorular dolaştı.
En acısı da ben bu soruların hiç birine doğru düzgün cevap bulamadım... :(

Dün ikindi vakti Efe önce yine her zaman ki gibi ''anne canım sıkılıyor'' demeye başladı. Önce bir iki oyaladım filan olmadı. Daha sonra ünlü bir pedagoğun yazısında:
'' canı sıkılmanın aslında bizim düşündüğümüz gibi kötü bir olay değil. Aksine iyi olduğunu, o çocukta yaratıcı gücünü geliştireceği yazıyordu..''
Bu yazıdan sonra Efe'ye ''düşün bakalım oğlum ne yapabilirsin? Elbet yapabilecek bir şey bulabilirsin'' dedim. Oda bir müddet canım sıkılıyor dedikten sonra kendi kendine oyun oynamaya başladı... 

Sonra oğlum ile birlikte salona geçip -kapıyı da kapattıktan sonra- birlikte Kur'an-ı Kerim okumaya başladık. Tabi bu esnada ocağa koyduğum düdüklü tencereyi tamamen unutmuşum. Aradan bir saat kadar zaman geçtikten sonra tamamen tesadüfen antreye çıkınca gördüm ki. Her taraf kap-karanlık bir duman kaplı ve çok pis şekilde yanık kokusu var. Hemen aklıma ocak geldi ve mutfağa koştum. Mutfakta yanan ocağı kapatıp düdüklü tencereyi ocaktan alıp soğuk suyun altına koydum. Sonrada  göz gözü görmeyecek şekilde eve dolan dumanı çıkarmak için kapı, pencere ne varsa açtım. Saat 17.50 gibi gerçekleşen olay ile havalandırdığım evi gece yarısına kadar kapıları açtım. Ama duman kokusu halen geçmedi.

Sabah kalkıp Emir'i okula bıraktıktan sonra tekrar tüm kapı ve pencereleri açmama rağmen halen evde koku tam olarak gitmemiş. Durumda... :(

Bu şekilde belkide büyük bir kazayı, çok şükür ucuz şekilde atlattık. Ama ben bu olaydan sonra -dünden beri hayatın ne kadar kısa olduğunu bir kez daha canlı canlı olarak görmüş oldum..

Hayat, hakikaten de bir masal gibi bir varmış, bir yokmuş şeklinde. Ve bir pamuk ipliği ile bağlı... O ip belkide hiç beklemediğimiz ve ummadığımız bir anda ansızın kopacak...

Hoşça kalın...

Bumerang - Yazarkafe

UYARI

Bu blogta yer alan tüm yazılar bana aittir. Söz konusu içerikler benim iznim olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, işlenemez, değiştirilemez veya başka internet sitelerinde ya da basılı veya görsel yayın yapan diğer mecralarda yayınlanamaz.
Blogger tarafından desteklenmektedir.