Rahmetli dedem ben 10-11 yaşlarında iken evi el süpürgesi ile süpürürken görür ''bak sadece ortada gözüken yerleri değilde yastı...

Rahmetli dedem ben 10-11 yaşlarında iken evi el süpürgesi ile süpürürken görür ''bak sadece ortada gözüken yerleri değilde yastık arkası vede kanepe arkasını da süpür. Yarın sana dünürcü gelince orta yerleri değilde evin dip bucağına bakarlar'' derdi de. Bende güler geçer ''Aman dede sende ben daha çocuğum ne dünürcüsü'' derdim. :)

Dedemin o sözünü bana hoşgeldine mi yoksa evi teftişe mi geldiği belli olmayan sevgili yeni komşularım sağ olsun çok güzel hatırlattılar. :)

O gün sabah önce eş kişisini işe daha sonra normalde öğlenci olan fakat satranç hevesi uğruna kursa yazıldığı için saat 10.30 da dersi başlayan Emir'i uyandırdım. Buda başka bir yazının konusu olduğu için şimdilik bir şey demiyorum. 

Emir'i uyandırdıktan sonra biz beraber kahvaltı yaparken Efe de uyandı. Sabahları uykudan uyanınca mızmız olan Efe önce:
-Ihh ıhhh ben yumurta istiyorum diyerek mutfağa geldi bende o gün Allah'dan yumurta yapmıştım.
-Gel oğlum yumurta var ye. 
Efe: Ihhhh hayııır yumurta değil tost.
Ben:Tamam bugün abinin okulu için beslenmesinde tost vardı ona yapacağım sana da yaparım.
Efe: Hayıııır tost değil patates kızartması diye vızıldayarak güne başladı...
Ben: Ebenin......... :)

Neyse zor bela onu ikna edip kahvaltı yaptık. Daha sonra ben masayı kaldırmak ile uğraşırken onlarda boş olan salonda ayaklarında futbol topu sağı sola fırlatıp solunu dağıtmak ile uğraşmaya başladılar. Ben onlara....
-Emir yapma, Efe yapma... diyerek bağırarak mutfaktaki işlerimi alel acele bitirdim. Bu arada saat 10.15 olmuş bir 15 dakika sonra Emir'in kursu başlayacak. Emir'e:
-Emir çabuk hazırlan saat geldi!... Diye ciyaklarken.
Emir elinde okul forması ve çorap.
-Anne sen giydir senin giydirmen hoşuma gidiyor. Diyor. (Buda onun beni kandırma taktiği ne zaman bana bir şey yaptıracak olursa bana bu şekilde senin yapman hoşuma gidiyor diyerek bana şirinlik yapar. Gerçi her yaptığında da onun taktiğine düşer yaparım. :) O ayrı bir mesele)

Neyse efendim Emir'i giydir, Efe'yi giydir derken 10 dakikada öyle geçer biz evden bağrış çığrış kendimizi dışarı atarız. Bu sırada okula geç kalan sanki Emir paşa değilde benmişim gibi onun hiç umurunda değil. Genellikle o kardeşi Efe ile didişmek ile uğraşır. 

Haaa bu esnada birde yağmur yağıyor ki sorma her taraf çamur olmuş. Biz tabi evde kendi gürültü vede hazırlanma telaşımız ile uğraştığımız için yağmurun yağdığını dışarı çıkana kadar haberimiz yok. :)

Allah'dan çocukların bere ve atkılarını almıştım da onları sıkı sıkı sarıp hızlı atımlar ile şap şap okulun yolunu tuttuk. Bu arada okul ile ev aramızda mesafe bir 10 dakika yürüme mesafesinde olduğu için hemen okula geldik. Okula gelince Emir'i okula bıraktıktan sonra hiç oyalanmadan tekrar evin yolunu tutuk. Tabi bu esnada çamurlara basmaktan iyice zevk alan Efe:
-Anne kirlenmek güzeldir diyerek çamurların gözüne gözüne basarak gidiyordu.
Bende Allah var içimden ''aman zaten üstü kirlendi temizlenecek o yüzden bir şey demeyim de eğlensin. Biz küçükken nasıldık sanki bizde çamurda oynamaktan zevk almazmıydık'' diye düşündüğüm için pek ses etmedim.

Ama bizim afacan Efe hiç rahat durur mu anneden de fazla tepki almayınca çamurların üzerine basmayı bırakıp atlamaya başlayınca ayağı kaydı ve şappadak çamurun üstüne diz üstü düştü. Sonra bana:
-Annne, annneeee elim üstüm kirlendi diyerek elini gösteriyor. Ben hiç onun o halini önemser miyim. :)
-Efe oğlum hani kirlenmek güzeldi ne oldu bırak kirli kalsın elini de üstüne sil gitsin dedim. :)
bir iki ıhhh ıhhh dedi filan baktı benden hayır yok sessiz sesiz ağlayarak evin yolunu tuttu.

Eve gelince kapıda önce ayakkabılarını çıkarıp tuvalete attım, yıkansın diye. Daha sonra tepeden tırnağa üzerini çıkarıp banyoya atıp, elini yüzünü bir güzel yıkayıp temizledikten sonra, onu giydirip odasına gönderdim. Ben ise önce çamurlu ayakkabıları yıka daha sonra her tarafı çamur olan tuvaleti baştan aşağı bir ozanlayıp yıka.
Sonra madem temizliğe bir kere giriştim tüm işimi biran önce bitirireyim diye düşünerek önce elektrikli süpürge ile tüm evi başta sona kadar süpür sonra elinde bir helke birde bez ile yerleri sil. Sonra çocukların odasına gelip onların oyuncaklarını topla, düzenle. Banyoya gir banyodaki Efe'nin çamurlu kıyafetlerini çamaşır makinesine at sonra banyonun birkaç yerinde çamur izi görünce bu seferde banyoyu baştan aşağı tüm dolaplarda dahil olmak üzere sil ve yıka derken saat geldi 17.00 e
Benim popom hiç oturmadan ölmüş bitmiş halde iken birde kapının zili ötmesin mi!. Eyvah bu kim şimdi derken kapıyı açınca 4 tane kadın karşımda. ben şaşkın şaşkın 'bunlarda kim şimdi' diyerek içimden geçirirken. Onlar:
-Komşu hoş geldin, müsaitsen evine bakmaya geldik. Demesinler mi?. Ben önce bir afalladım içimden ''Buda ne ya şimdi bunlar eve neden bakmaya geldiler ki. Buda yeni mi çıkmış'' derken kendimi toparlayıp.
-Iııı tabi tabi buyurun diyerek eve aldım. Sonra onlara yeni koltuk takımlarımız daha gelmediği için şimdilik mutfakta oturmalarını istedim. Ama onlar birkere kafaya koymuşlarla eve bakmaya geldik diyerek.
-Yok yok biz oturmaya değil eve bakmaya geldik diyerek önce salona (benim üstümde oturuyormuş) o kadın girdi. Gözleri ile önce tavanlardan başlayıp dört döndü daha sonra tabanların her tarafını bir göz gezdirdi. Sonra oradan çıkıp mutfağa girdi mutfağın her tarafını da aynen salondaki gibi gözü ile tek tek gezdikten sonra mutfaktaki çam balkona girip oranında dibini köşesini bir süzdü. Yeminle ben bu evi alacağım zaman o kadın kadar çok eve bakmamıştım. :) Sanki evim satılıkta o almaya gelmiş gibi eve haa birde tabi eve bakarken onun yanında eşyaları da verecekmişiz gibi eşyalara baktı. Diğer 3 kadın ise beni çeneye tutmaya çalışıyor. 'nereden geldiniz? Kaç çocuğun var?... gibi sorular ile'' ben bir yandan diğer kadınların sorularına cevap verirken diğer taraf tanda evi denetleyen mi diyeyim yoksa süzen mi bilemedim ama o kadına bakıyorum. Bu kadın ne yapıyor diyerek. Bir, bir buçuk saat bu şekilde evin her tarafını denetleyen komşular daha sonra bana haber verip oturmaya geleceklerini söyleyerek evden çıktılar. ben tabi onlar evden çıkınca arkalarından derin bir 'ohhhhhhh!' çektikten sonra kendime gelmeye çalıştım.

Ve dedemin söylediği sözler aklıma geldi kendi kendime ''canım dedeciğim sen doğru diyormuşsun ama eksik diyormuşsun dünürçüler değil komşular dahi gelip dip bucağı gözüne baka baka denetlermişler'' diye söylendim. 
Sonrasında da iyi ki tüm evi köşe bucak her yerini temizledim de ilk intiba olarak kadınların gözüne pasaklı biri olarak geçmedim diye sevindim.  :D

Bu şekilde bir yeni komşu maceram oldu. Bakalım ilk siftahımız bu şekilde oldu devamı nasıl gelecek?



Hoşça kalın.








Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım

Bir şeref meselesi, iki erkek kardeş, iki farklı mücadele, iki farklı intikam yolu! 23 Kasım Pazar günü, saat 20:00'de , Kanal D...

Bir şeref meselesi, iki erkek kardeş, iki farklı mücadele, iki farklı intikam yolu!


23 Kasım Pazar günü, saat 20:00'de, Kanal D ekranında yayına girecek olan yeni dizi "Şeref Meselesi", başarılı, güzel ve dinamik oyuncu kadrosu ile gözlere hitap edecek, sürükleyici konusu, yaşanacak aşkları ve nefretleri ile kalplere dokunacak, eğlenceli diyalogları ve espirileri ile de, yüzlere kimi zaman tebessümü kimi zaman da kahkahayı yerleştirecek, bomba gibi bir hikaye.
Konudan kısaca bahsetmem gerekirse;



Yiğit (Kerem Bürsin) ve Emir (Şükrü Özyıldız) Ayvalık'ta anneleri Zeliha (Tilbe Saran) ve babaları Hasan (Şerif Erol) ile birlikte yaşayan, farklı karakterlere ve dünya görüşlerine sahip ancak birbirine bağlı iki kardeştir. Yiğit, yakışıklı, kendine güvenen, serseri ruhlu, gözü yükseklerde ve duygusal bir adamdır. Emir ise, ağır başlı, sakin, çalışkan, başarılı ve dürüst bir gençtir. Hukuk fakültesini bitiren Emir'in İstanbul'da staj yapmasını fırsat bilen aile, baskısından kurtulamadıkları dedeleri Basri Bey'in ölümüyle birlikte İstanbul'a yerleşme kararı alır.
Silik ve çekingen bir baba profili olan Hasan, hırsları ve ihtirasları olan Zeliha'nın ısrarı karşısında çaresiz kalır ve İstanbul macerasına doğru ailesiyle birlikte yola koyulur. Güzel olması ümidiyle çıkılan bu yeni yolda, kötü sürprizler ve acı tecrübeler de onlara eşlik eder.
İşte o andan itibaren, İstanbul acımasız yüzünü Kılıç Ailesi'ne göstermeye başlar. İki kardeş, şeref meselesi dedikleri bu uğurda, kendi yöntemleriyle mücadele ederken, büyük şehrin yaşatarak öğretecekleriyle katılaşacak ve zorluklarla baş etmeye çalışacaklar.


Dizide, Kılıç Ailesi'nin etrafında dönen senaryodan farklı olarak, aynı mahallede yaşayan bayan karakterlerin de ayrı ayrı dramatik hayat hikayeleri var.
Sibel (Yasemin Key Allen) annesiyle birlikte yaşayan, oldukça güzel ve alımlı bir genç kızdır. Sibel'in en yakın arkadaşı Derya (Şükran Ovalı) ise, annesi, kız kardeşi ve üvey babasıyla birlikte yaşayan, iyi yürekli, dürüst, dobra ve çekici bir bayandır. Mahallenin diğer güzelliğiyle dikkat çeken ismi Kübra (Burcu Biricik) ise, baba baskısından bunalmış, tertemiz, duru ve naif bir kızdır. Sibel ve Derya'nın da yakın arkadaşıdır. Bu üç güzel arkadaşın akılları da, gönülleri de mahalleye gelen Kılıç Ailesi'nin iki yakışıklısından sonra altüst olur.


Senaryosuyla daha ilk bölümden izleyenleri etkisi altına alacağına inandığım dizide, genç oyuncuların etkileyici performansları ve yıllardır bu mesleğe emek vermiş ustaların üstün oyunculuk yetenekleri, dizinin başarısını kat be kat arttıracak.
Hikayenin ters kurguyla yani sonuçtan başlayıp, geçmişe dönerek sunulması izleyenlerde merak uyandırırken, karakterlerin birbirinden bağımsız, çarpıcı hayat hikayeleri de senaryoyu sıkıcılıktan ve rutinden uzaklaştıracak.


Şeref Meselesi, izlerken hem gülümsetecek hem hüzünlendirecek hem de hayata dair duyguların kendi dünyamızda muhakemesini yaptıracak, harika bir iş! Bu eseri ortaya çıkaran, başta D Yapım olmak üzere, yapımcı E. Ayşe Durmaz'ı, yönetmen Altan Dönmez'i, senarist Seray Şahiner'i, emeği geçen tüm ekibi ve oyuncuları tebrik ederim.
Bu içerik http://pimood.com/ tarafından hazırlanmıştır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
En İyi Tarif Blogları
Bumerang - Yazarkafe
Blogger tarafından desteklenmektedir.