Merhabalar sevgili blog okuyucularım!... Nasılsınız?.. Umarım iyisinizdir... Beni sorarsanız bu ağustos ayında bir koşuşturmadır gitm...

Merhabalar sevgili blog okuyucularım!...

Nasılsınız?.. Umarım iyisinizdir... Beni sorarsanız bu ağustos ayında bir koşuşturmadır gitmekte Konya gezmesi, nişan telaşı derken birde araya Kapadokya gezisi ile Ankara gezisi de girince... Yoğun ama bir o kadar da güzel bir yaz geçti. :) Gerçi şuanda ayaklarımı sehpaya uzatmış şekilde kucağımda lep top ile sizlere bu postu hazırlıyorum. Çünkü bacak baldırlarım sız sız sızlamakta :( Eeee o kadar gezmenin acısı nasıl çıkacaktı. Acısı bu şekilde çıkmakta ama ben bu durumdan hiç şikayetçi değilim. Sizlere burada da bahsettiğim üzere uzun zamandır gitmek istediğim yerlere gidip oraları görüp o atmosferi vede ortamı çıplak gözler ile izledim. :) teh... teh teh.... :))

İsterseniz sizlere ilk olarak Ankaradan yola çıkmamızdan başlayarak kademe kademe postlar halinde yayınlayayım... Ne dersiniz iyi olmaz mı?...

İlk olarak şunu belirtmek istiyorum ki Ankara ve Nevşehir arası 300 km. Ankara Mamak üzerinden Elmadağı geçince yol üzerinde çok güzel dinlenme tesisleri var. Eğer sizde bizim gibi güzel bir kahvaltı yapmadan ayak üstü atıştırarak yola çıktı iseniz, Elmadağı geçince Kaya dibi Cennet Bahçesi tesislerinden güzel bir kahvaltı yapın... Çok güzel bahçe içinde ağaçlar vede içinde küçük bir su havuzu vede şelalesi vardı... Çalışanlar ise çok ilgili idi. Biz açıkçası memnun kaldık ama daha ki kalkacağımız zaman sineklerin masamızı istilasına uğrayana kadar. Biz erken saatlerde orada olduğumuz için hava hafif esiyordu o sebepten etrafta sinekler yoktu ama kahvaltımızı yapıp, çay keyfi yaparken ortalıkta ısındı ve böylece sineklerde ortaya çıktı. Bizim için problem olmadı kahvaltımız bittiği için hemen kalktık ama yeni gelenler kahvaltı yaparken biryandan da elleri ile sinekleri kovarak kahvaltılarını yapıyorlardı. Sanırım açık havada yemek yemenin en büyük dez avantajı sinekler olsa gerek...

Kahvaltıyı da yaptıktan sonra ''yolcu yolunda gerek'' diyerek tekrar arabamıza binip yola koyulduk... 

Kırıkkale'ye gelince şehir merkezine gidip şöyle şehri bir tur edip şehri gezdik...

Eeee madem şehir içine girdik burada da bir öğle yemeği iyi gider diyerek şehir merkezinde öğle yemeğimizi de yiyip karnımızı doyurduktan sonra tekrar yola koyulup Kırşehir Hacı Bektaş-ı Veli müzesine kadar durmadan yolumuza devam ettik.

Veee şuanda Kırşehir Hacı Bektaş-ı Veli müzesi önündeki heykelin önündeyim... :)


Şimdi de heykelin karşısında yer alan Hacı Bektaş-ı müzesi önündeyim. Müze normalde müze kartı ile giriş yapılıyormuş, ama şuanda ağustos ayı boyunca girişleri ücretsiz yapmışlar o sebepten kartsız vede ücretsiz olarak müzeyi gezme imkanımız oldu...




Kapıdan içeri girdikten sonra bizi sırası ile birinci avlu olan Nadar avlusu karşılamakta. 

Avlunun doğu kısmında feyzullah dede baba zamanından. Sadrazam Halil Paşanın Fatma Fikriye Hanım Tarafından yaptırılan üçler çeşmesi yer almakta... 



Birinci avluyu geçtikten sonra bizi ikinci avlu olan Dergah avlusu bizi karşılamakta... İkinci avlunun güney doğusunda yer alan üç kurnası bulunan bir çeşme vardır. Mısır Prenseslerinden Kara Fatma Sultan'ın 1853 yılında Mısır'dan gönderdiği mermer arslan heykelinin çeşmeye yerleştirilmesinden sonra, çeşme Aslanağzı Çeşmesi yada Aslanlı Çeşme olarak anılmaya başlanmış...

İnsanlar bu çeşmeyi zamanla kutsal olarak anımsadıkları için oradan sular doldurmak için kuyruklara girmekte arka tarafımda da kuyruğu görmektesiniz. Bu uzun kuyruklar yetmezmiş gibi birde üstelik sen çok doldurdun, sen az doldurdun gibi ağız dalaşıda yaptıkları için biz oradan hiç su içemedik... 

İnsanlarımızın ne kadar aç gözlü olduklarına bir delil daha, ellerinde 5'er 10'ar kiloluk su bidonları ile gelip arkasında kuyruğu hiçe sayarak su doldurması onun aç gözlüğünün vede diğer insanlarının hakkını hiçe saymasından kaynaklanıyor... Oysaki arkasındaki bazı insanlar ise ellerinde yarım litrelik pet şişesi ile su alıp sadece oradan su içmek istiyor ama o suyu içmek içinde o önündeki kişilerin bidonlarını doldurmasını beklemek zorunda...  Bence çok büyük bir insanlık ayıbı çık çık cık... :(



İkinci avludaki aslanlı çeşmeyi geçtikten sonra hemen yanında aş evi yer almakta. Aş evine genişçe kanatlı bir kapıdan giriliyor.birbirinin devamı olan iki koridordan geçilerek asıl aş evi salonuna ulaşılıyor. 




Bu salonun hemen karşısında yer alan büyük ocak üzerindeki kara kazan var. Bu kara kazan Hacı Bektaş-ı Veliye gönül verenler vede Yeni Çeri ocağınca bereket ve bolluğun simgesi sayılıyormuş...



Kara kazanın bulunduğu ocaktan başka irili ufaklı 6 ocak vede kazan daha vardı.


Giriş kapısının hemen sağında ise aş evi babasının oturduğu vede işlere gözcülük ettiği oda bulunmakta. Ayrıca bu müzede yer alan maketlerde, O insanların orada oturduğunu gözler önüne sürüp hayaller kurmasına sebep oluyor...

Ayrıca ara ara vitrinlerde de Hacı Bektaş-ı Veli zamanında kalma eşyalar sergilenmekte... O vitrinlerden çekilmiş birkaç kare...




Üçüncü avlusuna ise Hazret avlusu diyorlarmış... Bu avlunun hemen kapısından girildiğinde, tek kemerli, üstü örtülü bir bölümle karşılaşırız. Hemen sağ tarafta, Mustafa Kemal Atatürk'ün 22-23 Aralık 1919'da Hacıbektaş'a gelişinde Dergah'da dinlendiği yer olarak bilinen mekanda, sanatçı Filinta Önal tarafından yapılan 'Atatürk' rölyefi bulunmaktadır.



Üçüncü Avluya girişin tam karşısında Hacı Bektaş Veli'nin Türbesi (Pir Evi) vardı. Pir Evi'nin doğusunda ise Balım Sultan Türbesi ve Dergaha hizmet edenlerin mezarları bulunmakta...

Hacı bektaş-ı veli türbesi vede çile haneyi ise eşimin çektiği video ile izlemeniz için sizleri buraya alayım...

Müzeyi gezdikten sonra ise, müzenin üst kısımlarında hediyelik eşyalar satılmakta Kırşehir vede Hacı Bektaş-ı Veli hatırası almak istiyorsanız buradan alabilirsiniz... Biz hatıra olarak bir tane anahtarlık aldık... :)

Yazının devamı en ince ayrıntıları ile gelecek beklemede kalın... :)

Hoşça kalın...


En İyi Tarif Blogları
Bumerang - Yazarkafe
Blogger tarafından desteklenmektedir.