Merhabalar sevgili okurlar,  Baktım da gezdiğim başka şehirleri en ince ayrıntısına kadar uzun uzun anlatırken, Ankara da gezdiğim hiç b...

ULUCANLAR CEZA EVİ MÜZESİNİ GEZDİK

/
14 Yorumlar
Merhabalar sevgili okurlar,
 Baktım da gezdiğim başka şehirleri en ince ayrıntısına kadar uzun uzun anlatırken, Ankara da gezdiğim hiç bir yeri (harikalar diyarı hariç) eklememişim. O sebepten bugün Ankara da gezilecek yerler arasında yazın gittiğimiz bir yeri paylaşmak istiyorum.

Burası bir müze, aslında 2011 yılından bu güne kadar müze. Daha önceleri 81 senelik geçmişi olan  bir siyasi hapishane olarak kullanılmış. Bu hapishanede dönemin ünlü cumhurbaşkanı, başbakanı, yazarları vede gazetecileri burada tutuklu olarak kalmışlar.


Ben bu ceza evine müze olmadan halen ceza evi iken 2006 yılında teyze oğlunu ziyaret için gitmiştim. Üstelik o gün gittiğimde şuanda yanımda olan Emir'e hamile idim. Şimdi, nerede ise boyuma yaklaşmış canım kuzum nede çabuk büyüyor öyle. :( Şuanda duygusala bağlamış modundayım dokunmayın bana dokunursanız ağlarım üğğğğ....


Bu arada teyze oğlu o yıllarda burada suçlu olarak değil asker olarak vatani görevini yapıyordu. Onuda belirteyim de yanlış anlaşılma olmasın. O yıllarda o burada askerlik görevini yaparken onu ziyarete gelmiştik. O seneler bu cezaevi halen faaliyette içinde cezasını çeken insanlar vardı. Ve ben hayatımda ilk defa bir ceza evine dış avlusu dahi olsa girmenin tedirginliği ile, içerisini de çok merak etmiş. Ve eşime:
-Keşke içini gezmek gibi bir imkanımız olsa demiştim.
Oda bana gülüp ''hiç öyle şey olur mu!'' demişti...

2011 senesinde Ulucanlar ceza evinin artık müze olduğunu ve ziyaretçilere koğuşlar vede oranın tüm bölmeleri açıldığını duyunca çok sevinmiş ve eşime '' bak gördün mü olmuş, artık orayı gezebiliriz '' demiştim. :)
Müze olarak kullanılmaya başladığından beri orayı görmeyi çok istedim. Ama maalesef bir türlü bir gidip görmek nasip olmamıştı.

 Daha ki 2014 senesine kadar. Bu sene Ulusa yolumuz düşünce, dönüşte Ulucanlar cezaevi müzesine de uğradık.



Ulucanlar cezaevi müzesine girmek için ilk önce büyük taş duvardan içeri girip geniş bir bahçeye ulaşıyorsunuz. O bahçenin biraz ilerisinde yukarıdaki resimde de gördüğünüz üzere Ulucanlar cezaevi müzesi yazan bir bölümü görürsünüz. O bölümden içeri girip  5 TL müze ücreti ödedikten sonra gezebilirsiniz. Bu arada müzede müze kartı vede maxsimum kart geçerli değil. Öğrenciler için 2 TL diğer kişiler için ise 5 TL çocuklara tabiki de ücretsiz.


Müzeye girdikten sonra okları takip ederek rahatlıkla gezebilirsiniz. Gezide ilk olarak 9. ve 10 koğuş olarak bilinene hilton koğuşu karşımıza çıkıyor.


Hilton Koğuşta Bülent Ecevit ve Necip Fazıl Kısakürek gibi dönemin ünlü insanları yatmış. Ama öyle hilton dendiğine bakmayın çok kötü bir yer hilton demekteki maksat diğer koğuşlar içinde tek iki katlı yerden yüksek yer olduğu için hilton adını almış.


Hilton koğuşun hemen sağ tarafında müşahide ve telcit odaları var orada bal mumu heykelleri vede seslendirmeler olduğu için çok gerçekçi gibi olmuş. O sebepten insanın tüyleri ürperip o anı hayali dahi olsa biran kendini koyuyor. Ve gerçekten de hayali dahi olsa çok acı vede zor... Orada yaşayan insanların bu acılara nasıl dayandığını anlamak çok zor...:(


Seslendirmenin yapıldığı bölümde tek kişilik hücreler halinde olan odalar bulunmakta.  Burada kalan insanlar henüz mahkumiyeti gerçekleşmemiş yada ceza evinde disiplin suçu işleyen mahkumların kaldığı yerler. Up uzun soğuk vede karanlık koridorda gezmesi bile çok zor. Bu bölümde kalan mahkumların sesini canlandırmak için seslendirme koymuşlar. O soğuk buz gibi duvarın içinde nem ve acı acı sesler vede bal mumu dahi olsa insan figürlerini görmek bizi üzdü. Çocukları ise çok korkuttu. Canım kuzularım burada fazla duramadan hemen çıktılar. nede olsa onların hayal gücü çok daha kuvvetli olduğu için buradaki bal mumlarını vede seslendirmeleri gerçek olarak düşünmeleri çok normal. Kaldı ki ben bile ara ara ürperdiğimi söylersem yalan olmaz.


Koğuşlar arası avlularda orada gezen kişilerin resimleri, yukarıdaki film şeridi ile o döneminden kalma resimleri sergilenmekte.


En uzun volta atma yerleri burasıymış. O sebepten en hızlı voltalar burada atılırmış. Koğuş ağaları buralarda volta atarken diğer mahkumlar duvarın dibine geçerlermiş.


Ve tabi ki koğuşlar, koğuşlar, koğuşlar.... 25-30 kişilik tek soba ile ısınmaya çalıştıkları, nemli küçük bir pencereden gelen ışık ile hayatını sürdürmek zorunda oldukları yerler...


Bu bölümdeki yağlı boya ile yapılmış resme bayıldım. Orada yatan ressam bir mahkuma aitmiş.


Yemek ve çay içtikleri bölüm...


Buradaki koğuşlar bal mumları ile öyle bir sergilenmiş ki sanki orada yaşayan insanlar gözümüzün önünde bal mumu ile dahi olsa canlanıyor gibi.


Yanık yanık çalan türkü sesleri ile sanki bir mahkum
eline sazını almış dertli dertli çalıp söylüyor. Diğer mahkumlar ise onu dinleyip başka başka dünyalara dalmışlar gibi...


Biz buradaki koğuşları gezerken özgürlüğün kıymetini çok daha iyi anladık. Bence orayı gezen diğer ziyaretçilerde aynı şekilde olsa gerek ki herkesin yüzünde bir acı vede hüzün ile koğuşları gezmekte idi. Koğuşları gezip avluya çıkınca bir ohh!.. deyip kendinize geliyorsunuz. Ve içinizden özgürlük gibisi yok demekten kendinizi alamıyorsunuz.


Burası eğitim kültür salonu olarak anılan bu salonda yakın tarihimizde yaşanan olaylar belgesel olarak gösterilmekte. İsterseniz burada biraz soluklanıp o anı belgesel olarak izleyebilirsiniz.


Ve sıra sıra küçük bölümler ile oluşan görüşme odaları...


Ve en acısı... En kötüsü... Hüzünlü bir son hikayesi yazılan 18 kişinin canın alındığı dar ağacı...

2004 yılından beri idamın kaldırıldığı için demir parmaklıklar arasına alınıp müebbet edilmiş darağacı... Özellikle bu bölümü çocuklara anlatmakta o kadar çok zorlandık ki ne söyleyeceğimizi ne diyeceğimizi bilemedik. Bir insanın canını nasıl başka insanlar alır. İnsanların canını Allah'tan başkası alır mı diye bize ince ince sorular sorup, nasıl cevaplar versek diye bizi kara kara düşündürdüler.

Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor ve bizler Allah'ıma binlerce kez şükür ki özgür vede sağlıklı şekilde hayatımızı devam ettiriyoruz. Bundan büyük nimet olabilir mi? Halimize şükretmek için bir neden daha ÖZGÜRÜZ... Daha ne olsun. :)


Hoşça kalın.









Bana Ulaşabileceğiniz Diğer Sosyal Hesaplarım


Diğer Benzer Yazılar

14 yorum:

  1. ayyyy iyi ki yazmışsın yaaa hiç görmedim hapisane ankaraya gidince tamam gidiyim. tişkürler yaaa :)

    YanıtlaSil
  2. Ulucanları yazın bız de gezmıştık ve cok begenmıştık.kapıda duran gardıyan mumyayı gercek sanmıştım hatta:) Gerçekten görülmeye değer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet ya onu ilk başta bizde gerçek sandık :) gerçekten
      de çok başarılı bir çalışma olmuş...

      Sil
  3. Tarihimizin en kara yuzu insani urperten bir yer hele hasim aktenin kitabini okuyup gezerseniz daha iyi anliyorsunuz yasananlari

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o kitabı okumadım ama uçurtmayı vurmasınlardaki yaşananlar hep aklıma geldi :(

      Sil
  4. size inanamıyorum gerçekten. o yaştaki çocukların öyle bir mekanda ne işi var allah aşkına. ben çocukken filmde hapishane sahnesi çıksa odadan dışarı çıkardım. tabii ki etkilenirler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ama maalesef ki hayatın gerçekleri bunlar biz çocuklarımızı pamuklara sarıp sarmalarken dışarı çıkınca hayatta neler olup bittiğini bilmeden hareket etmek yerine dışarı hayatına yavaş yavaş alışmaları gerek.
      Üstelik burası bir müze artık o sebepten ben hiç bir sakınca görmedim herkesin görüş ve düşüceleri farklıdır.

      Sil
  5. hayatın bütün gerçeklerini bu yaşta öğrenmelerine gerek yok ki. büyürken doğal olarak öğrenecekler zaten. müze ama gerek heykeller gerekse yayınlanan ses kaydıyla her şeyin gerçek gibi olduğunu, çok etkilendiğinizi kendiniz söylemişsiniz. siz bir yetişkin olarak bu kadar etkilendiyseniz o çocuklar kim bilir ne olmuştur. bir ara korkup dışarı kaçtıklarını da kendiniz söylemişsiniz zaten. ya da her şeyi boş verin, çocuklarınızın fotoğraflardaki korku dolu ifadelerine bakın. onlar her şeyi anlatıyor zaten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili adsız bu sizi ilgilendirmez ben onlara neyin iyi gelip neyin kötü geldiğini eminim ki sizden daha iyi bilirim. Ben onların annesiyim. siz gidin kendi çocuklarınız ile ilgilenin...

      Sil
  6. maalesef anneler her zaman her şeyin en iyisini bilemeyebiliyor. sizi onlarla bir tutmuyorum ama gazetelerin üçüncü sayfalarında ne anneler görüyoruz. ama haklısınız beni ilgilendirmez, çocuklar sizin çocuklarınız. ben sadece yanlış davrandığınızı ve çocuklarınız için üzüldüğümü söylemek istedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya öylemi siz mi en iyisini biliyorsunuz... üstelik ben hiçbir zaman mükemmel anneyim demedim. Elbette benimde hatalarım var her beşerin hatası olduğu gibi. Bu dünyada hatasız vede yanlış yapan insanlar yoktur. O sebepten diyorum ki herkes karşısındaki kişilerin hatasını gördüğü kadar kendi hatasını da görse idi şimdi dünya ne kadar güzel olurdu demi?

      Sil
  7. Adsız hanım bu hanım efendinin hiç bir eleştiriye tahammül edemedigini bilmiyorsunuz siz galiba ama ögrendiniz şimdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. neden siz adsız ile İnternet alemin eleştirmenleri misiniz?...
      Hay Allah'ım ya neler ile uğraşıyorum. Kötü enerjileriniizi bloğuma koymayın. Kötü enerjilerinizi de alın gidin bloğumdan...

      Sil

En İyi Tarif Blogları
Bumerang - Yazarkafe
Blogger tarafından desteklenmektedir.